Tip 1 diyabet risk taraması, klinik hiperglisemi ve semptomatik tip 1 diyabet ortaya çıkmadan önce adacık otoantikorları, genetik risk belirteçleri ve metabolik ölçümler aracılığıyla presimptomatik hastalık sürecini belirlemeyi amaçlayan bir erken tanımlama yaklaşımıdır. Bu anlatısal derleme; tip 1 diyabetin evrelenmesini, çocuk ve yetişkinlerde tarama stratejilerini, dünyadaki tarama programlarını, otoantikor ve metabolik izlem yöntemlerini, evre 3'e ilerleme riskini ve halen çözülemeyen bilimsel/uygulamalı sorunları 99 tam metin kaynak üzerinden sentezlemektedir. Derlemenin temel mesajı, taramanın yalnız araştırma amacı taşıyan bir işlem olmaktan çıkıp erken izlem ve hastalık başlangıcını geciktirmeye yönelik müdahalelerin önünü açan klinik bir süreç hâline geldiğidir; ancak özellikle yetişkinlerde bireysel riskin ne kadar doğru tahmin edilebildiği, kimlerin hangi yaşta taranması gerektiği ve izlem sıklığının nasıl standardize edileceği konusunda önemli belirsizlikler sürmektedir.
Derleme, insülin otoantikorları (IAA), insülinoma antijeni-2 otoantikorları (IA-2A), glutamik asit dekarboksilaz 65 otoantikorları (GADA/GAD65) ve çinko taşıyıcı 8 otoantikorlarını (ZnT8A) presimptomatik tip 1 diyabet riskinin temel immünolojik belirteçleri arasında ele almaktadır. İki veya daha fazla adacık otoantikorının bulunması, özellikle çocuklarda klinik hastalığa ilerleme açısından yüksek riskle ilişkilidir. Buna karşın tek otoantikor pozitifliği ve yetişkinlerde çoklu otoantikorların prognostik anlamı daha heterojendir.
Taramanın klinik önemini değiştiren başlıca gelişmelerden biri, evre 2 tip 1 diyabette klinik evre 3'e geçişi geciktirebilen immünomodülatör teplizumabın kullanıma girmesidir. Böylece amaç yalnız gelecekte diyabet gelişebilecek kişiyi saptamak değil; kişiyi izlemek, metabolik bozulmayı daha erken yakalamak, diyabetik ketoasidozla ilk başvuru olasılığını azaltmak ve uygun hastalarda hastalık değiştirici müdahale fırsatını değerlendirmek hâline gelmiştir.
Bununla birlikte çalışma bir klinik tedavi deneyi veya tarama programlarının doğrudan karşılaştırıldığı kontrollü araştırma değildir. Derlemede verilen risk oranları, izlem sıklıkları ve program sonuçları farklı kohort, kılavuz ve araştırma programlarından gelmektedir. Bu nedenle tek bir sayının bütün yaş grupları, ülkeler veya bireyler için aynı kesinlikle geçerli olduğu varsayılamaz.
Tip 1 diyabet neden klinik tanıdan önce başlayabilir?
Tip 1 diyabet, pankreas β-hücrelerine yönelik otoimmün süreç sonucunda endojen insülin üretme kapasitesinin zaman içinde azalmasıyla ilişkili bir hastalıktır. Klinik tanı çoğu zaman hiperglisemi ve semptomlar belirginleştiğinde konur; ancak bağışıklık sistemiyle ilişkili değişiklikler bu noktadan yıllar önce saptanabilir.
Bu nedenle çağdaş yaklaşım, tip 1 diyabeti yalnız “insülin gerektiren klinik diyabet” aşamasından başlatmaz. Adacık otoantikorlarının ortaya çıkması, daha sonra glukoz düzenlenmesinin bozulması ve en sonunda semptomatik hipergliseminin gelişmesi birbirini izleyebilen bir hastalık sürekliliği olarak ele alınır.
Derleme, bu sürekliliği evre 0'dan evre 3'e kadar gösteren bir çerçeve kullanmaktadır. Bu çerçeve özellikle çocukluk çağındaki doğal seyir verileriyle güçlü biçimde desteklenmektedir; yetişkinlerde ise ilerleme hızı ve tek/çoklu otoantikorların prognostik anlamı daha değişkendir.
Tip 1 Diyabette Presimptomatik Evreler Ne Anlama Gelir?
Presimptomatik tip 1 diyabet, klinik diyabet belirtileri ortaya çıkmadan önce adacık otoimmünitesinin ve daha ileri aşamada glukoz metabolizması bozukluğunun saptandığı hastalık sürecidir; derlemede evre 1 çoklu otoantikorlar ve normal glukoz düzeni, evre 2 çoklu otoantikorlar ve disglisemi, evre 3 ise klinik olarak belirgin hiperglisemi ve semptomlarla tanımlanmaktadır.
Derlemenin Şekil 1'inde kullanılan evre çerçevesi
| Evre | Temel durum | Çocuklarda bildirilen evre 3 riski | Yetişkinlerde bildirilen evre 3 riski | Kaynakta öne çıkan yaklaşım |
|---|---|---|---|---|
| Evre 0 | Genetik yatkınlık/çevresel etken + bir adacık otoantikoru; asemptomatik | 5 yılda %22 | 5 yılda %8,2 | Tarama ve izlem |
| Evre 1 | İki adacık otoantikoru; öglisemi; asemptomatik | 5 yılda %44–47; yaşam boyu riskin yaklaşık %100'e yaklaştığı belirtiliyor | 5 yılda %17 | Tarama ve izlem |
| Evre 2 | Çoklu otoantikor; disglisemi; asemptomatik | 5 yılda %75–78; yaşam boyu riskin yaklaşık %100'e yaklaştığı belirtiliyor | 5 yılda %75–78 | Tarama, izlem ve uygun hastalarda immünomodülatör tedavi |
| Evre 3 | Klinik T1D; hiperglisemi ve semptomlar | Hastalık klinik olarak ortaya çıkmıştır | Hastalık klinik olarak ortaya çıkmıştır | İnsülin tedavisi; seçilmiş bağlamlarda diğer ileri tedaviler |
Bu tablo bireysel bir kişinin kesin ilerleme olasılığını hesaplayan araç değildir. Özellikle yetişkinlerde yaş, otoantikor tipi, titresi ve afinitesi, genetik risk, glukoz metabolizması ve β-hücre fonksiyonuyla ilişkili göstergeler riski değiştirebilir.
Adacık otoantikorları neyi gösterir?
Adacık otoantikorları, pankreas adacık hücreleriyle ilişkili yapılara karşı gelişen otoimmün yanıtın dolaşımdaki biyobelirteçleridir. Derleme dört temel grubu öne çıkarır:
- IAA: insüline karşı gelişen otoantikorlar.
- IA-2A: insülinoma antijeni-2'ye karşı otoantikorlar.
- GADA/GAD65: glutamik asit dekarboksilaz 65'e karşı otoantikorlar.
- ZnT8A: çinko taşıyıcı 8'e karşı otoantikorlar.
Risk yalnız otoantikorun varlığına bağlı değildir. Otoantikorların sayısı, tipi, titresi, afinitesi, hangi yaşta ortaya çıktığı ve zaman içinde nasıl değiştiği klinik ilerleme hızının değerlendirilmesinde önemlidir.
Derleme çocuklarda IAA'nın daha hızlı, GADA'nın daha yavaş ilerlemeyle ilişkilendirilebildiğini; yetişkinlerde ise ZnT8A'nın daha hızlı ilerlemeyle bağlantılı olabileceğini aktarmaktadır. IA-2A pozitifliğinin de yüksek genetik risk ve klinik evreye ilerlemeyle ilişkili önemli bir işaret olabileceği tartışılmaktadır.
Tek otoantikor ile çoklu otoantikor aynı şey değildir
Kaynak, tek otoantikor pozitifliğinde riskin çoklu otoantikor pozitifliğinden belirgin biçimde farklı olduğunu vurgulamaktadır. Derlemede tek otoantikor varlığında gelecek 10 yıllık risk yaklaşık %15 düzeyinde aktarılırken, iki otoantikor bulunan kişilerde yaşam boyu klinik T1D riskinin çok yüksek olduğu bildirilmektedir.
Ancak bu genellemelerin büyük bölümü pediatrik doğal seyir verilerine dayanır. Yetişkinlerde tek otoantikorun kalıcılığı, çoklu otoantikora dönüşüm olasılığı ve klinik evre 3'e ilerleme süresi daha az kesin olarak bilinmektedir.
Genel Nüfus Taraması Neden Gündeme Geldi?
Genel nüfus taraması, yeni tip 1 diyabet vakalarının yalnız küçük bir bölümünün önceden bilinen birinci derece akrabada T1D öyküsüyle yakalanabilmesi nedeniyle gündeme gelmiştir; derleme yeni başlangıçlı T1D hastalarının %15'inden azında T1D'li bir birinci derece akraba bulunduğunu ve bu nedenle yalnız aile temelli taramanın gelecekteki vakaların büyük bölümünü kaçırabileceğini vurgulamaktadır.
Aile öyküsü yüksek risk gösterir ama bütün vakaları yakalamaz
Birinci derece akrabalarında T1D bulunan kişiler genel nüfusa göre daha yüksek risk taşır ve ilk önleme çalışmalarının çoğu bu gruplara odaklanmıştır. Bununla birlikte yeni T1D tanılarının büyük bölümü bilinen aile öyküsü olmayan kişilerde ortaya çıkabilir.
Bu nedenle güncel araştırma programlarının önemli bir bölümü aile temelli seçimden toplum temelli veya çok aşamalı tarama modellerine doğru genişlemektedir. Genetik risk skoru, adacık otoantikorları ve daha sonra metabolik izlem basamaklarının farklı kombinasyonları denenmektedir.
Başka otoimmün hastalıklar da risk bağlamının parçasıdır
Derleme Hashimoto tiroiditi, Graves hastalığı ve Addison hastalığı bulunan kişilerde T1D insidansının genel nüfusa göre sırasıyla 6,1; 9,9 ve 11,7 kat daha yüksek bildirildiği çalışmalara dikkat çekmektedir. Bu nedenle bazı öneriler çölyak veya tiroid hastalığı gibi otoimmün hastalıkları bulunan kişileri genişletilmiş risk taramasında öncelikli gruplar arasında değerlendirmektedir.
Teplizumab Tip 1 Diyabet Taramasının Anlamını Neden Değiştirdi?
Teplizumabın evre 2 T1D'den klinik evre 3'e geçişi geciktirebilen hastalık değiştirici bir immünomodülatör seçenek hâline gelmesi, taramada pozitif bulunan kişinin yalnız gözlenmesi yerine belirli hastalarda erken müdahalenin değerlendirilebilmesini sağladığı için taramanın klinik anlamını değiştirmiştir.
Derlemenin tarihsel çerçevesinde, hastalık başlangıcını geciktirecek etkili bir müdahalenin bulunmadığı dönemde geniş toplum taramasının yararı tartışmalıydı. Düşük pozitif öngörü değeri, maliyet, kaygı, damgalanma ve kişinin yüksek risk taşıdığını öğrenmesine rağmen tedavi seçeneğinin sınırlı olması başlıca itirazlardı.
Teplizumabın kullanıma girmesiyle evre 2'deki uygun bireylerin belirlenmesi yalnız prognostik bilgi sağlamaktan öte potansiyel terapötik sonuç doğurabilecek hâle gelmiştir. Kaynak bunu T1D taramasında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirmektedir.
Bu durum bütün otoantikor-pozitif kişilerin teplizumab alması gerektiği anlamına gelmez. Derleme farklı evreleri, yaşları ve risk profillerini birbirinden ayırmakta; bireysel değerlendirme ve izlem gereksinimini vurgulamaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri'nde presimptomatik evrelerin kodlanması
Kaynak, ABD'de ICD-10 sistemine presimptomatik T1D için yeni kodların eklendiğini; evre 1 için E10.A01 ve evre 2 için E10.A02 kodlarının kullanılabildiğini belirtmektedir. Derleme bunu evre 1 ve 2'nin yalnız gelecekteki bir risk etiketi değil, erken hastalık evreleri olarak tanınmasının bir göstergesi şeklinde ele almaktadır.
Avrupa'daki tarama modelleri
| Program | Temel hedef grup | Yaklaşım / ölçek |
|---|---|---|
| INNODIA | T1D hastalarının birinci derece akrabaları ve risk altındaki kişiler | Tarama, doğal seyir araştırması ve önleme klinik çalışmalarına yönlendirme |
| EDENT1FI | 1–17 yaş çocuklar | Kapiller kandan adacık otoantikorları; yaklaşık 200.000 kişi tarama hedefi; pozitiflerde OGTT, HbA1c veya CGM ile izlem |
| ELSA | Birleşik Krallık genel pediatrik nüfusu | 3–13 yaşta 20.000'den fazla çocuğun taranmasının planlandığı uygulanabilirlik/kabul edilebilirlik çalışması |
| GPPAD | Genetik risk taşıyan bebekler | 600.000'den fazla bebeğin tarandığı; 2400'den fazla çocuğun önleme çalışmalarına katıldığı Avrupa platformu |
| İtalya ulusal programı | Genel pediatrik nüfus | 2–3, 6–7 ve 10–11 yaşlarda kapiller kandan otoantikor ve genetik belirteç taraması; pozitiflerde uzman merkez ve CGM izlemi |
| Fransa ulusal programı | T1D'li kişilerin 2–45 yaş birinci derece akrabaları | IAA, GADA ve IA-2A; negatif başlangıç taramasının 12 yaşına kadar dört yılda bir tekrarlanması planı |
| T1DRA | 18–70 yaş genel yetişkin nüfusu | Birleşik Krallık'ta yalnız yetişkinlere odaklanan tarama girişimi |
Avrupa dışındaki programlar
| Program | Yer / hedef | Kaynakta aktarılan temel özellik |
|---|---|---|
| TrialNet | ABD; aile bireyleri ve belirli otoantikor-pozitif kişiler | Uzun süredir devam eden ücretsiz erken belirleme ve önleme çalışmaları altyapısı |
| ASK | Colorado, ABD; 1–17 yaş | T1D ve çölyak taraması; taranan ve izlenen pre-T1D çocuklarında DKA oranının %60'tan %5'e düştüğü program verileri aktarılıyor |
| PLEDGE | ABD; yaklaşık 33.000 çocuk hedefi | T1D ve çölyak otoantikorlarının toplum düzeyinde taranması |
| Virginia PrIMeD | ABD; yaklaşık 3700 çocuk | Önce tükürükten genetik risk, ardından seçilmiş kişilerde otoantikor testi |
| Type 1 Screen | Avustralya | 3843 kişinin tarandığı ve 193 pozitif kişinin saptandığı bildiriliyor |
| VISION-T1D | Suudi Arabistan; 2–18 yaş | 2024–2025 döneminde adacık otoantikor taraması ve isteğe bağlı genetik test içeren prospektif çalışma |
| ADIR | İsrail; bebeklikten okul öncesi döneme | 17.000 çocuğun tarandığı; %0,47'sinde çoklu otoantikor ve 120 çocukta tek otoantikor bildirildiği; yaklaşık 35.000 çocuk hedefi |
Programların tasarımları aynı değildir. Bazıları doğrudan otoantikor taramasına, bazıları önce genetik riskin belirlenmesine, bazıları ise genetik ve immünolojik basamakların birleşimine dayanır. Kapiller kan en sık kullanılan örnekleme yöntemlerinden biridir; bazı programlarda tükürük örneği de kullanılmaktadır.
Derleme pediatrik taramanın yaklaşık 2, 6 ve 10 yaşlarında yapılmasının risk taşıyan çocukların en az %80'ini yakalayabileceğine ilişkin verileri aktarmaktadır. Bu oran aynı zamanda yaklaşık %20'lik bir grubun bu zamanlama stratejisiyle gözden kaçabileceği anlamına gelir.
Yetişkinlerde Tip 1 Diyabet Taraması Neden Daha Belirsizdir?
Yetişkinlerde T1D taraması daha belirsizdir çünkü presimptomatik hastalığın doğal seyri, tek otoantikor pozitifliğinin anlamı, tarama için alt ve üst yaş sınırları, en uygun antikor paneli ve metabolik izlem sıklığına ilişkin uzun dönemli veriler çocuklardaki kadar güçlü değildir.
Yetişkin ve çocuklarda ilerleme aynı hızda olmayabilir
TrialNet verilerinde yaklaşık 100.000 yetişkin akraba değerlendirilmiş ve yetişkinlerin çocuklara göre daha sık tek otoantikor pozitif bulunduğu bildirilmiştir: %4,0'a karşı %2,6. Buna karşılık çoklu otoantikor pozitifliği yetişkinlerde daha seyrektir: %0,83'e karşı %2,8.
Evre 1'deki yetişkinlerde beş yıllık evre 3'e ilerleme riski %17 olarak aktarılırken çocuklarda yaklaşık %47'dir. Ancak yetişkin evre 2 grubunda beş yıllık risk %78'e yükselerek pediatrik grubun risk düzeyine yaklaşmaktadır.
Bu bulgu yaşın hastalığın hızını değiştirdiğini, ancak disglisemiyle karakterize evre 2'ye ulaşıldığında yetişkinlerde de riskin ciddi biçimde yükseldiğini göstermektedir.
Yetişkinlerde otoantikor panelinin farklı özellikleri
GADA yetişkin başlangıçlı otoimmün diyabette sık görülen belirteçlerden biridir. Derleme, GADA ve IA-2A paneline ZnT8A eklenmesinin yetişkinlerde tanısal duyarlılığı %5–10 artırabildiğine ilişkin verileri aktarmaktadır.
Yetişkinlerde düşük titreli ve ilerlemeyen otoantikorların daha sık bulunabilmesi nedeniyle yüksek afiniteli test yöntemlerinin daha değerli olabileceği tartışılmaktadır. Otoantikor sonuçları ayrıca açlık dışı C-peptid ölçümleri gibi β-hücre rezervini yansıtan parametrelerle birlikte değerlendirilebilir.
Derleme, 45 yaş üzerindeki genel yetişkin nüfusta T1D risk taramasını değerlendiren çalışmaların yetersizliğini açık bir bilgi boşluğu olarak tanımlar.
Tek otoantikor-pozitif yetişkinde risk
Kaynakta tek adacık otoantikoru pozitif yetişkinlerde bildirilen beş yıllık T1D riskinin yaklaşık %5 olduğu ve bunun 40 yaş üzerindeki genel yetişkin nüfusunda bildirilen beş yıllık tip 2 diyabet riskine yaklaşık %4 düzeyinde benzetildiği aktarılmaktadır. Bu karşılaştırma tek otoantikor pozitifliğinin otomatik olarak yakın gelecekte klinik T1D anlamına gelmediğini göstermektedir.
Taramanın psikososyal boyutu
Bir kişiye henüz semptomu bulunmadığı halde gelecekte ciddi bir kronik hastalık geliştirme riskinin yüksek olduğunun bildirilmesi yalnız laboratuvar sonucu değildir. Kaynak kaygı, toplumsal damgalanma, aile stresi, tedavi seçeneklerine ilişkin belirsizlik ve sağlık hizmetlerinde ek iş yükünü tarama programlarının gerçek uygulanabilirliğini etkileyen faktörler arasında değerlendirmektedir.
Bu nedenle başarılı tarama programının yalnız doğru testi seçmesi yeterli değildir. Sonucun nasıl açıklanacağı, kişinin hangi merkeze yönlendirileceği, izlemin nasıl sürdürüleceği ve aile/katılımcının risk bilgisini nasıl anlayacağı da program tasarımının parçasıdır.
Çalışmanın Yöntemi ve Bulguları
Derlemenin yöntemi
Çalışma anlatısal bir derlemedir. Literatür taraması PubMed, Medline ve Google Scholar'da Ocak 2015-Aralık 2025 dönemi için yapılmıştır. Daha eski yayınlar bilimsel önem, klinik önem veya kavramsal uygunluk gerekçesiyle dahil edilmiştir.
Kullanılan arama terimleri arasında “type 1 diabetes”, “stages”, “screening”, “monitoring”, “prediction”, “first degree relatives of patients with Type 1 diabetes”, “antibodies” ve “prevention” yer almaktadır.
Araştırmacılar ayrıca Amerikan Diyabet Derneği'nin güncel kılavuzlarını; INNODIA, Breakthrough T1D, EDENT1FI ve GPPAD gibi konsorsiyum/araştırma organizasyonlarının internet kaynaklarını; ayrıca ClinicalTrials.gov kayıtlarını incelemiştir.
Dahil etme ve dışlama mantığı
Dahil etme ölçütleri; presimptomatik T1D'de tarama ve izlem stratejilerini ele alan çalışmalar, T1D öncesi hastalık seyrini değerlendiren araştırmalar ve İngilizce hakemli yayınlardır. Randomize klinik çalışmalar, gözlemsel çalışmalar ve sistematik/kapsamlı derlemeler kaynak havuzunda değerlendirilmiştir.
Toplam 129 yayın başlangıçta belirlenmiş, 26 yayın başlık ve özet incelemesinde elenmiş ve sonuçta 99 tam metin anlatısal senteze dahil edilmiştir. Kaynak; İngilizce olmayan yayınları, tekrarları, T1D risk taraması yerine örneğin mikrovasküler komplikasyon taramasına odaklanan yayınları, editoryalleri ve perspektifleri dışlama ölçütleri arasında saymaktadır.
Makale ayrıntılı bir PRISMA akış şeması, kayıtlı sistematik derleme protokolü, çalışma bazında formal risk-of-bias değerlendirmesi veya meta-analitik birleştirme yöntemi sunmamaktadır. Bu nedenle sonuçlar “99 çalışmadan hesaplanan tek ortak etki büyüklüğü” şeklinde okunmamalıdır.
Tarama ve izlemin derlemede belirtilen avantajları
| Olası avantaj | Bilimsel anlamı |
|---|---|
| T1D tanısında daha uygun HbA1c düzeyi | Metabolik bozulmanın daha ileri noktaya ulaşmadan klinik tanının gerçekleşebilmesi |
| Tanıda daha iyi C-peptid düzeyi | Endojen β-hücre/insülin rezervinin daha iyi korunmuş olabilmesi |
| Hastalığın başlangıcında insülin tedavisine duyulan yoğun ihtiyacın azalması | Daha kontrollü ve erken tanıya işaret eden klinik başlangıç profili |
| Daha az ketoz ve DKA | Yaşamı tehdit edebilen akut metabolik dekompansasyonun azaltılması |
| Daha kısa hastanede kalış | Tanının daha az ağır klinik tabloyla gerçekleşebilmesi |
| Tanı öncesi semptom günlerinin ve kilo kaybının azalması | Hastalığın ağırlaşmadan fark edilme potansiyeli |
| Önleme çalışmalarına veya uygun hastalarda erken müdahaleye erişim | Presimptomatik evrenin klinik açıdan eyleme dönüştürülebilir hâle gelmesi |
DKA açısından aktarılan bulgular
Fr1da programında toplum taramasıyla presimptomatik T1D saptanan çocuklarla daha önce taranmadan klinik T1D tanısı alan çocukların karşılaştırılmasında taranan grupta daha az DKA ve tanı sırasında daha iyi HbA1c/C-peptid profili bildirilmiştir.
ASK programına ilişkin verilerde, taranan ve izlenen pre-T1D çocuklarında tanıdaki DKA sıklığının %60 düzeyinden %5 düzeyine indiği aktarılmıştır. Bu bulgu tarama ve izlem programlarının potansiyel klinik değerini destekler; ancak farklı programlardan gelen gözlemsel veriler tek başına bütün toplumlarda aynı etkinin gerçekleşeceğini kanıtlamaz.
Fr1da verilerinden yapılan değerlendirmelerde hastanede kalış süresinin %18, klinik tanı öncesindeki semptom günlerinin %60 ve tanı öncesi kilo kaybı görülen çocukların oranının %71 azalabileceği bildirilmiştir. Bunlar derlemenin aktardığı program temelli sonuçlardır; bu anlatısal derlemenin ürettiği yeni deneysel sonuçlar değildir.
Taramanın başlıca engelleri
| Güçlük | Neden önemli? |
|---|---|
| Testlerin sınırlı pozitif öngörü değeri | Pozitif sonuç her bireyde aynı sürede klinik hastalığa ilerleme anlamına gelmez. |
| Yüksek maliyet | Toplum çapında tekrar testleri ve uzun süreli izlem sağlık sistemi kaynaklarını etkiler. |
| Etik sorunlar | Belirsiz gelecekteki hastalık riskinin asemptomatik kişilere bildirilmesi özel değerlendirme gerektirir. |
| Kaygı ve damgalanma | Risk bilgisinin psikososyal etkileri taramanın yarar-zarar dengesinin parçasıdır. |
| Birinci basamakta test seçme ve yorumlama güçlüğü | Programın yaygınlaşması için sağlık çalışanlarının eğitilmesi gerekir. |
| Ek iş yükü | Tarama yalnız laboratuvar testi değil, doğrulama, danışmanlık ve uzun dönem izlem gerektirir. |
| Riskin kişiselleştirilmesi | Aynı otoantikor sonucu farklı yaş ve biyolojik profillerde aynı ilerleme riskini göstermeyebilir. |
Tip 1 Diyabet Riskinde Metabolik İzlem Nasıl Yapılıyor?
Presimptomatik T1D'nin metabolik izlemi HbA1c, rastgele veya venöz/kapiller glukoz, iki saatlik oral glukoz tolerans testi (OGTT) ve sürekli glukoz izleme (CGM) gibi yöntemlerle yapılmaktadır; derleme farklı uzman gruplarının aynı evre için farklı sıklıklar önerebildiğini, ancak risk arttıkça izlemin sıklaştırılması konusunda genel bir ortak yön bulunduğunu göstermektedir.
Farklı öneriler neden aynı değil?
Kaynakta karşılaştırılan uzman görüşleri ve kılavuzlar, özellikle evre 1 çocukların hangi sıklıkta izlenmesi gerektiği konusunda tam uyumlu değildir. Çok küçük ve yüksek riskli çocuklarda üç aylık takip önerilebildiği gibi, daha büyük çocuk veya yetişkinlerde 12–36 aya uzanan aralıklar da bulunmaktadır.
Evre 2'de fikir birliği daha güçlüdür. Çocuklarda üç aylık metabolik izlem birçok öneride ortak noktadır. Genç yetişkinler veya yetişkinlerde altı aylık izlem önerileri öne çıkmaktadır.
| Evre | Çocuklar için öne çıkan yaklaşım | Yetişkinler için öne çıkan yaklaşım | Kullanılan araçlar |
|---|---|---|---|
| Evre 0 / tek otoantikor | Yaşa göre 6 ay-yıllık aralıklarda antikor ve metabolik yeniden değerlendirme; bazı öneriler birkaç yıllık takipten sonra sıklığı azaltır | Genellikle daha uzun aralık; yüksek riskli FDR, ek otoimmün hastalık, disglisemi veya stres hiperglisemisinde daha sık değerlendirme | Otoantikor, HbA1c, rastgele glukoz |
| Evre 1 | Yaşa göre 3 ay ile 12 ay arasında değişen metabolik takip; bazı önerilerde periyodik OGTT | Yaklaşık yıllık HbA1c; bazı önerilerde 24–36 ayda OGTT veya risk düzeyine göre daha sık izlem | HbA1c, glukoz, OGTT, CGM |
| Evre 2 | Çoğu öneride yaklaşık 3 ayda bir yakın takip | Yaklaşık 6 ayda bir metabolik takip | HbA1c, glukoz, OGTT ve/veya CGM |
ADA önerileri derlemede evre 1 ve evre 2 için HbA1c'nin altı ayda bir, iki saatlik OGTT'nin yılda bir değerlendirilmesi ve sıklığın bireysel riske göre uyarlanması şeklinde özetlenmektedir.
Bu zaman aralıkları bireysel hasta için Verianla tarafından verilen tıbbi takip talimatları değildir. Kaynakta karşılaştırılan kılavuz ve uzman önerilerinin bilimsel aktarımıdır.
OGTT, HbA1c ve CGM aynı bilgiyi mi verir?
Hayır. Her test glukoz düzeninin farklı bir yönünü yakalar. OGTT standartlaştırılmış bir glukoz yükünden sonraki metabolik yanıtı ölçerken HbA1c daha uzun dönemli ortalama glisemik maruziyeti yansıtır. CGM ise gün boyunca glukozun zaman içindeki değişimini ve normoglisemi dışındaki süreyi gösterebilir.
Derlemenin aktardığı bir uzunlamasına analizde başlangıç OGTT ve CGM ölçümlerinin evre 3'e ilerlemeyi öngörme performansları benzer bulunmuş, HbA1c daha zayıf kalmıştır. Tekrarlanan uzun dönem verilerde ise OGTT'nin CGM'den daha güçlü öngörü sağladığı; buna karşılık CGM + HbA1c kombinasyonunun tekrarlanan OGTT'ye yakın bilgi sağlayabilecek daha uygulanabilir bir takip yaklaşımı olabileceği bildirilmiştir.
HbA1c değişiminde hangi sinyal önemli olabilir?
Kaynak, HbA1c değerinin halen normal aralıkta olmasına rağmen 3–12 ay içinde %10'dan fazla yükselmesinin evre 3'e ilerlemenin bir göstergesi olabileceğine ilişkin verileri aktarmaktadır. Buradaki önemli nokta tek bir HbA1c sayısından çok, kişinin kendi zaman serisindeki değişimdir.
CGM verileri ilerleme riski hakkında ne gösterebilir?
ASK çalışmasında iki pozitif otoantikoru bulunan çocuklarda zamanın yalnız %10'unun normogliseminin üzerinde geçirilmesinin sonraki bir yılda evre 3'e ilerleme riskinin %80'e kadar çıkmasıyla ilişkili olduğu aktarılmaktadır.
TrialNet'te izlenen evre 1 ergenlerde zamanın %5'inin 7,8 mmol/L'nin üzerinde geçirilmesi sonraki iki yıllık ilerleme riskinin yaklaşık %40 olmasıyla; eşik 8,8 mmol/L olduğunda ise riskin %60'ın üzerine çıkmasıyla ilişkilendirilmiştir.
Bu eşikler farklı çalışma gruplarından elde edilmiştir ve doğrudan bireysel tanı kuralı olarak kullanılmamalıdır. Derlemenin amacı, CGM'nin presimptomatik dönemde klasik açlık glukozunun yakalayamayabileceği dinamik glisemik bozulmayı gösterebileceğini vurgulamaktır.
Risk sınıflandırması neden yalnız antikor sayısına indirgenemez?
Derleme klinik evreye ilerlemeyi etkileyen unsurları dört geniş grupta toplar: genetik, immünolojik, metabolik ve çevresel faktörler.
- Genetik: T1D genetik risk skoru ileri evreye ilerleme riskinin değerlendirilmesine katkı sağlar.
- Yaş: Çoklu otoantikor pozitifliğinde klinik hastalığa ilerleme hızının başlıca değiştiricilerindendir.
- Otoantikor profili: Sayı kadar tip, titre, afinite ve zaman içindeki değişim önemlidir.
- Metabolik durum: OGTT, HbA1c ve CGM'deki bozulma β-hücre rezervindeki değişimin klinik yansımasını gösterebilir.
- β-hücre işlevi: Proinsülin/C-peptid ve glukoz/C-peptid oranları gibi göstergelerin risk tabakalandırmasına katkısı araştırılmaktadır.
- β-hücre ölümü: Metillenmemiş DNA gibi aday biyobelirteçler gelişmekte olan araştırma alanlarıdır.
- Omik yaklaşımlar: Daha hassas bireysel risk tahmini için çok katmanlı biyolojik verilerin kullanımı araştırılmaktadır.
“Palet”, “gradyan” ve “ağ-eşik” kavramları neyi anlatıyor?
Derlemenin aktardığı yeni uzman çerçevesinde “palet” kavramı T1D riskinin çok sayıda ve birbirinden farklı faktörden oluştuğunu; “gradyan” kavramı mevcut evreleme sisteminin özellikle bireysel ve yetişkin riskini tek başına yeterince açıklayamayabileceğini; “ağ-eşik” yaklaşımı ise çok sayıda risk işaretinin birlikte birikerek hastalık ilerlemesini tetikleyen eşiklere ulaşabileceği fikrini temsil etmektedir.
Bu kavramlar yeni bir klinik tanı testi değildir. T1D heterojenliğinin yalnız “kaç otoantikor var?” sorusuyla açıklanamayacağını vurgulayan kavramsal modellerdir.
Derlemenin belirlediği başlıca bilgi boşlukları
- Presimptomatik T1D'li yetişkinlerin doğal seyri pediatrik nüfus kadar ayrıntılı bilinmemektedir.
- Yetişkinlerde tek otoantikor pozitifliğinin uzun dönem anlamı belirsizdir.
- Yetişkin taraması için en uygun alt ve üst yaş sınırları kesinleşmemiştir.
- Yetişkinlerde hangi ve kaç otoantikorun rutin taramada kullanılacağı konusunda standartlaşma eksiktir.
- Evre 2'de disglisemisi bulunan her yetişkinin klinik T1D'ye ilerleyip ilerlemeyeceği kesin değildir.
- Bazı evre 2 bireylerin normoglisemiye geri dönebildiği bildirilmiştir.
- Bireysel olarak “kim, ne zaman evre 3'e geçecek?” sorusunun hassas cevabı henüz verilememektedir.
- β-hücre stresi, işlev kaybı ve hücre ölümüyle ilişkili yeni biyobelirteçlerin doğrulanmasına ihtiyaç vardır.
- Test doğruluğu, maliyet ve T1D/DKA sıklığı ülkeye göre farklı olduğu için tek bir evrensel tarama programının uygulanabilirliği kesin değildir.
Çalışmanın desteklediği sonuçlar
- T1D ile ilişkili otoimmün belirteçler klinik hastalık başlamadan yıllar önce saptanabilir.
- Çoklu adacık otoantikorları özellikle pediatrik nüfusta klinik T1D'ye ilerleme açısından yüksek risk işaretidir.
- Tarama ve düzenli izlem, klinik başlangıçta DKA ve ağır metabolik bozulmayı azaltma potansiyeline sahiptir.
- Teplizumab gibi hastalık değiştirici tedavilerin ortaya çıkması presimptomatik evrelerin belirlenmesini klinik açıdan daha eyleme dönüştürülebilir hâle getirmiştir.
- T1D tarama programları aile temelli modellerden genel nüfus modellerine doğru genişlemektedir.
- CGM, HbA1c ve OGTT presimptomatik hastalığın metabolik ilerlemesini farklı açılardan izleyebilir.
- Çocuklar ve yetişkinler aynı ilerleme dinamiğine sahip değildir.
- Yaş, genetik risk ve otoantikor profili bireysel risk tahmini için önemlidir.
Çalışmanın desteklemediği sonuçlar
- Bütün toplumların aynı yaşlarda ve aynı test paneliyle taranması gerektiği kanıtlanmamıştır.
- Tek otoantikor pozitifliği kişinin kesin olarak klinik T1D geliştireceği anlamına gelmez.
- Bir tarama programındaki düşük DKA oranı bütün ülkelerde aynı etkinin ortaya çıkacağını garanti etmez.
- Çocuklardan elde edilen risk yüzdeleri yetişkinlere otomatik olarak uygulanamaz.
- CGM, HbA1c veya OGTT'den tek birinin bütün hastalar için mutlak üstün olduğu gösterilmemiştir.
- Mevcut evreleme sistemi bireysel hastalığın ne zaman ilerleyeceğini kesin olarak öngöremez.
- Bu derleme yeni bir tarama testinin duyarlılık/özgüllüğünü deneysel olarak doğrulamamıştır.
- Bu derleme teplizumabın etkinliği veya güvenliği için yeni klinik çalışma verisi üretmemiştir.
Kaynak içi coğrafi tutarsızlık
Derleme Avrupa dışındaki programlar arasında Suudi Arabistan'daki VISION-T1D'yi ve İsrail'deki ADIR'ı açıkça tanımlamaktadır. Buna karşın daha sonraki bölümde Asya, Afrika ve Güney Amerika'da tarama programı bulunmadığını belirten mutlak bir cümle yer almaktadır. Suudi Arabistan'da tanımlanan program bu ifadeyle uyumlu değildir. Bu nedenle söz konusu cümle Verianla anlatımında küresel bir gerçek olarak genellenmemiştir.
Derlemenin yöntemsel sınırlılıkları
Çalışmanın en önemli yöntemsel sınırı anlatısal sentez yapısıdır. Arama stratejisi ve dahil etme ölçütleri verilmiş olsa da kaynakların kalitesi için formal risk-of-bias tablosu, kanıt kesinliği derecelendirmesi veya meta-analitik etki birleştirmesi sunulmamaktadır.
Tarama programlarının hedef yaşları, testleri, ülkeleri ve tasarımları birbirinden farklıdır. Bu heterojenlik nedeniyle farklı programların sayısal sonuçlarını doğrudan “hangisi daha iyi?” şeklinde karşılaştırmak uygun değildir.
Derlemenin kendisinin de vurguladığı bir başka sınır kanıtların pediatrik ağırlığıdır. Yetişkinlere ilişkin önerilerin önemli bir bölümü daha sınırlı doğal seyir verisine ve uzman görüşlerine dayanır.
Kaynak ve Yöntem Notu
Özgün başlık: Screening and Monitoring of Risk for Type 1 Diabetes: Evolving Field and Challenges Ahead—A Narrative Review
Yazarlar: Tanja Milicic; Nebojsa M. Lalic; Aleksandra Jotic.
Corresponding author: Tanja Milicic.
Kurumlar: Clinic for Endocrinology, Diabetes and Metabolic Diseases, University Clinical Centre of Serbia, Belgrade; Faculty of Medicine, University of Belgrade, Belgrade; üçüncü afiliyasyon kaynak PDF ve yayıncı sayfasında kurum adının iki biçiminin art arda tekrarlandığı “Serbian Academy of Science and Arts Serbian Academy of Sciences and Arts” şeklinde yer almaktadır.
Dergi: Diabetology.
Yayınevi: MDPI.
Cilt / sayı / makale: 2026; 7(5); 91.
DOI: 10.3390/diabetology7050091
Gönderim: 11 Mart 2026.
Revizyon: 19 Nisan 2026.
Kabul: 28 Nisan 2026.
Yayın: 6 Mayıs 2026.
Kaynak türü: Yapılandırılmış literatür taraması içeren anlatısal derleme.
Hakemlik durumu: Hakemli bilimsel dergide yayımlanmış derleme.
Lisans: Creative Commons Attribution (CC BY).
Literatür taraması: PubMed, Medline ve Google Scholar; Ocak 2015-Aralık 2025. Daha eski yayınlar bilimsel önem, klinik uygunluk veya kavramsal önem temelinde ayrıca değerlendirilmiştir. ADA kılavuzları, T1D araştırma konsorsiyumları ve ClinicalTrials.gov kayıtları da taranmıştır.
Makale seçimi: 129 yayın belirlenmiş, 26'sı başlık/özet aşamasında elenmiş ve 99 tam metin nihai anlatısal sentezde değerlendirilmiştir. Kaynak, ara aşamadaki tüm dışlama nedenlerinin sayısal dağılımını ayrı bir akış şemasıyla vermemektedir.
Finansman: Araştırmanın dış finansman almadığı bildirilmiştir.
Etik kurul: Yeni insan katılımcı araştırması olmadığı için uygulanabilir değil olarak bildirilmiştir.
Bilgilendirilmiş onam: Uygulanabilir değil.
Veri erişilebilirliği: Çalışmada yeni veri oluşturulmadığı veya analiz edilmediği için ayrıca veri paylaşımı uygulanabilir değildir.
Çıkar çatışması: Yazarlar çıkar çatışması olmadığını bildirmiştir.
Yazar katkıları: Kavramsallaştırma T.M. ve A.J.; metodoloji ve formal analiz T.M.; doğrulama T.M., A.J. ve N.M.L.; araştırma T.M.; ilk taslak T.M. ve A.J.; gözden geçirme/düzenleme T.M., A.J. ve N.M.L.; süpervizyon A.J. tarafından gerçekleştirilmiştir.
Temel yorum sınırı: Kaynak çok sayıda kohort, kılavuz ve tarama programının bulgularını anlatısal olarak sentezlemektedir. Farklı popülasyonlardan elde edilen yüzdeler tek bir birleşik risk modeli veya tüm toplumlara uygulanabilir tek bir tarama protokolü olarak yorumlanmamalıdır.
Görsel kaynak notu: PDF'nin 3. sayfasındaki Şekil 1, evre 0-3 boyunca otoimmünite, glisemik durum, çocuk/yetişkin ilerleme riskleri, β-hücre kütlesindeki düşüş ve müdahale alanlarını aynı şemada göstermektedir. Verianla için kaynak şeklin tasarımını kopyalamak yerine bu bilimsel ilişkilerin özgün bir evre-akış diyagramı olarak yeniden oluşturulması uygundur. PDF'nin 8. sayfasındaki Tablo 1 taramanın avantaj ve engellerini; 9. sayfadaki Tablo 2 ise farklı kılavuzlardaki izlem önerilerini karşılaştırmaktadır.
Sağlık bilgisi sınırı: Bu içerik bilimsel bir derlemenin eğitim amaçlı açıklamasıdır. Bireysel otoantikor testi, genetik test, OGTT, CGM, teplizumab kullanımı veya takip sıklığı konusunda kişiye özel tıbbi öneri değildir.
Bir yorum bırakın
E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir