Akademik araştırmalar, anlaşılır dil

Verianla | Akademik Araştırmalardan Türkçe Ekonomi ve Bilim İçerikleri

27 Eylül 2026, Pazar
VERİANLABağımsız bilim yayıncılığı
Menüyü aç veya kapat
...
Home / Sosyal Bilimler / Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları / Bağımlılığın Evlilikte Yarattığı Yıkım: Madde Kullanım Bozukluğu Olan Erkeklerin Eşleri Neler Yaşıyor?
Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları

Bağımlılığın Evlilikte Yarattığı Yıkım: Madde Kullanım Bozukluğu Olan Erkeklerin Eşleri Neler Yaşıyor?

Madde kullanım bozukluğu yalnızca maddeyi kullanan kişinin sağlığını ve davranışlarını etkilemez. Eşler, çocuklar ve geniş aile de ekonomik kayıplar, belirsizlik, çatışma, toplumsal damgalanma ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalabilir.

24/07/2026  Veri Anla 26 görüntüleme
Bağımlılığın Evlilikte Yarattığı Yıkım: Madde Kullanım Bozukluğu Olan Erkeklerin Eşleri Neler Yaşıyor?

Madde kullanım bozukluğu yalnızca maddeyi kullanan kişinin sağlığını ve davranışlarını etkilemez. Eşler, çocuklar ve geniş aile de ekonomik kayıplar, belirsizlik, çatışma, toplumsal damgalanma ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalabilir. Faryalla Farooq Parray ve Saima Farhad tarafından hazırlanan bu nitel çalışma, madde kullanım bozukluğu bulunan erkeklerle evli kadınların yaşadıkları deneyimleri kendi anlatıları üzerinden incelemektedir.

Araştırma, Hindistan’ın Jammu ve Kashmir Birlik Toprağı içindeki Srinagar bölgesinde bulunan bir bağımlılık tedavi merkezinde gerçekleştirilmiştir. Amaçlı örneklemeyle seçilen, 22-39 yaş aralığındaki on kadınla ortalama 60-90 dakika süren derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Katılımcıların eşleri yasa dışı madde kullanan, tek veya birden fazla madde kullanım öyküsü bulunan ve tedavi sürecinde olan erkeklerdir.

Görüşmeler Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz (Interpretative Phenomenological Analysis, IPA) kullanılarak çözümlenmiştir. Bu yaklaşım, bir deneyimin toplum genelinde ne kadar yaygın olduğunu sayısal olarak ölçmekten çok, insanların yaşadıkları olaylara nasıl anlam verdiklerini ayrıntılı biçimde incelemeyi amaçlar.

Araştırmada altı temel tema belirlenmiştir:

  • Güvenin kırılması ve ihanet,
  • Finansal istikrarsızlık ve gelecek belirsizliği,
  • Evlilik ve geniş aile çatışmaları,
  • Çocukların güvenliği ve geleceğinin tehlikeye girmesi,
  • Yakın partner şiddeti,
  • Boşanma ikilemi.

Katılımcı anlatılarında eşin madde kullanımının çoğu zaman evlilikten sonra öğrenildiği, bazı kadınların bu durumun eşin ailesi tarafından önceden bilindiğini düşündüğü, aile gelirinin maddeye ve borçlara yöneldiği, kadınların kendi ailelerine bağımlı hâle geldiği ve çocukları evdeki ortamdan uzaklaştırmak zorunda kaldığı aktarılmıştır.

Yakın partner şiddeti anlatıları fiziksel saldırının yanı sıra korkutma, para isteme, ekonomik kaynaklara el koyma, aşağılama, suçlama ve kadının yaşadığı travmanın küçümsenmesini kapsamaktadır. Buna rağmen kadınların boşanmayı kolay bir çıkış yolu olarak göremediği; çocukların geleceği, ekonomik bağımlılık, aile itibarı, boşanma damgası ve evlenmemiş kız kardeşlerin etkilenebileceği korkusuyla evlilikte kalmayı değerlendirdiği görülmüştür.

Çalışma, bu kadınların yalnızca “bağımlı bir eşle yaşamanın zorluklarını” değil, birbirine bağlı çok sayıda baskıyı aynı anda yaşadığını savunmaktadır. Yazarlar bu durumu çok boyutlu bir sıkışmışlık olarak yorumlamakta; kadınların güvenlik, ekonomik bağımsızlık, travma bilgili ruh sağlığı desteği, barınma, hukuki koruma ve toplumsal damgalamayla mücadele alanlarında bütünleşik desteğe ihtiyaç duyduğunu belirtmektedir.

Bununla birlikte araştırma yalnızca on kadınla ve tek bir tedavi merkezinde yapılmıştır. Katılımcılar eşlerinin tedavisine aktif biçimde katılan kadınlardan seçilmiştir. Bulgular Kashmir’deki veya başka toplumlarda madde kullanım bozukluğu bulunan erkeklerin bütün eşlerine genellenemez. Çalışma bir preprinttir ve hakem değerlendirmesinden geçmemiştir.

Araştırmanın temel problemi

Madde kullanım bozukluğu, kişinin madde kullanımını kontrol etmekte zorlandığı, maddeye diğer yaşam alanlarından daha fazla öncelik verdiği ve zarar ortaya çıkmasına rağmen kullanımı sürdürebildiği bir durum olarak ele alınmaktadır. Çalışmanın temel yaklaşımı, bu bozukluğun etkisinin yalnızca kullanan kişiyle sınırlı olmadığıdır.

Bir eşin madde kullanımı ev içindeki iletişimi, ekonomik kaynakların dağılımını, ebeveynlik rollerini, güven ilişkisini, aile sınırlarını ve güç dengesini değiştirebilir. Çalışma özellikle erkeklerin madde kullanım bozukluğunun kadın eşler üzerindeki sonuçlarına odaklanmaktadır.

Araştırmacıların yanıt aradığı temel soru şöyledir:

Madde kullanım bozukluğu bulunan erkeklerle yaşayan kadınlar evliliklerini, aile ilişkilerini, ekonomik yaşamlarını, çocuklarının geleceğini, güvenliklerini ve ayrılma kararlarını nasıl deneyimlemekte ve anlamlandırmaktadır?

Bu soru nicel bir karşılaştırmadan çok yaşantının anlamına yöneliktir. Araştırma, “eş şiddeti kaç kadında görülüyor?” veya “boşanma riski yüzde kaç artıyor?” sorularına yanıt vermemektedir. Bunun yerine şiddet, ihanet, borç, damgalanma ve annelik sorumluluğunun kadınların yaşam anlatısında nasıl birleştiğini incelemektedir.

Çalışmanın doldurmayı amaçladığı boşluk

Madde kullanım bozukluğu araştırmalarının önemli bir bölümü tanı alan kişinin tedavisi, madde kullanım örüntüsü, nüksetme riski veya sağlık sonuçları üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu çalışma ise bağımlılıkla yaşayan eşin görünmeyen yükünü merkeze taşımaktadır.

Yazarlar özellikle şu konuların birlikte incelenmesi gerektiğini savunmaktadır:

  • Evlilik öncesinde veya sırasında madde kullanımının gizlenmesi,
  • Geniş ailenin bilgi saklama veya kadını suçlama rolü,
  • Ekonomik kaynakların madde kullanımına aktarılması,
  • Çocukların şiddet ve düzensizliğe tanık olması,
  • Kadının eşini terk etme özgürlüğünü sınırlayan toplumsal normlar,
  • Madde kullanımı, ekonomik bağımlılık ve yakın partner şiddetinin birleşmesi.

Çalışmanın özgün katkısı, bu sorunları birbirinden kopuk başlıklar olarak değil, kadının yaşamını çevreleyen bağlantılı bir sistem olarak yorumlamasıdır.

Yorumlayıcı fenomenolojik yaklaşım ne anlama geliyor?

Araştırmada yorumlayıcı fenomenoloji kullanılmıştır. Yazarlar bu yöntemi üç temel ilkeyle açıklamaktadır:

  • Fenomenoloji: İnsanların yaşadıkları deneyimin bilinçlerinde nasıl ortaya çıktığını incelemek,
  • Hermeneutik: Anlamanın bir yorum süreci olduğunu kabul etmek,
  • İdiyografi: Büyük örneklemlerde ortalama sonuç aramak yerine her bir vakayı ayrıntılı biçimde incelemek.

IPA yaklaşımında katılımcı kendi yaşamını anlamlandırmaya çalışırken araştırmacı da katılımcının bu anlamlandırma sürecini yorumlar. Bu durum “çift yönlü yorum” veya “double hermeneutic” olarak adlandırılmaktadır.

Dolayısıyla çalışmada ortaya çıkan “ihanet”, “ontolojik güvensizlik”, “üçgenleşme” veya “sınırlandırılmış faillik” gibi kavramlar katılımcıların kullandığı ölçüm puanları değildir. Bunlar araştırmacıların anlatıları anlamlandırmak için kullandığı yorumlayıcı kavramlardır.

Örneklem ve katılımcıların özellikleri

Araştırmaya on kadın katılmıştır. Katılımcıların ortak özellikleri şöyle bildirilmiştir:

  • Yaşları 22 ile 39 arasındadır.
  • Madde kullanım bozukluğu bulunan erkeklerle evlidirler.
  • Eşleri tek bir yasa dışı madde veya birden fazla madde kullanmıştır.
  • Eşleri Srinagar’daki bir bağımlılık tedavi merkezinde tedavi görmektedir.
  • Kadınlar eşlerinin tedavi sürecine aktif biçimde katılmaktadır.
  • Dördü okuryazar değildir; altısı okuryazar olarak tanımlanmıştır.
  • Ailelerin aylık gelirinin 10.000-30.000 aralığında olduğu bildirilmiştir; bu cümlede para birimi açıkça belirtilmemiştir.
  • Katılımcılar kırsal ve kentsel yerleşimlerden gelmektedir.

Amaçlı örnekleme kullanılmıştır. Bu yöntemde katılımcılar toplumun tamamını istatistiksel olarak temsil etmek üzere rastgele seçilmez. Araştırma sorusuyla doğrudan ilişkili deneyime sahip oldukları için seçilirler.

Tedavi merkezinden katılımcı seçilmesinin anlamı

Katılımcılara bağımlılık tedavi merkezi üzerinden ulaşılması, hassas ve damgalanmış bir konuda kadınlarla güvenli biçimde temas kurulmasını kolaylaştırmıştır. Yazarlar, toplum içinde ailelerin madde kullanımını açıklamaktan çekindiğini ve tedavi merkezinin hedef gruba ulaşmak için uygulanabilir bir alan sağladığını belirtmektedir.

Ancak bu seçim yöntemi örneklemi de sınırlandırmaktadır. Araştırmaya:

  • Eşi tedaviye hiç başvurmamış kadınlar,
  • Eşinden ayrılmış veya boşanmış kadınlar,
  • Şiddet nedeniyle sığınma evinde bulunan kadınlar,
  • Eşinin tedavisine katılmayan kadınlar,
  • Madde kullanımını sağlık sistemine bildirmeyen aileler

sistematik olarak dâhil edilmemiş olabilir. Bu nedenle çalışma, tedaviye erişebilen ve eşin tedavisine katılan kadınların deneyimlerini daha fazla yansıtmaktadır.

Görüşmeler nasıl yapıldı?

Araştırmacılar sosyal hizmet alanından gelmektedir. Görüşmeler Srinagar’daki bağımlılık tedavi merkezinde gerçekleştirilmiş ve ortalama 60-90 dakika sürmüştür.

Katılımcılara araştırmanın amacı açıklanmış ve sözlü onam alınmıştır. Bazı katılımcılar ses kaydına izin verirken bazıları yalnızca yazılı not tutulmasını tercih etmiştir. Ses kayıtlarının araştırma tamamlandıktan sonra imha edildiği belirtilmektedir.

Katılımcıların gerçek isimleri kullanılmamış, anlatılar takma adlar veya katılımcı numaralarıyla sunulmuştur. Görüşme metinlerinde sessizlik, ağlama ve benzeri durumları göstermek üzere sembolik işaretlerin kullanıldığı bildirilmiştir.

Dil ve çeviri süreci

Görüşmelerin yerel dilde yapıldığı, metinlerin daha sonra İngilizceye çevrildiği anlaşılmaktadır. Yerel ve gündelik ifadelerin benzersiz anlam taşıdığı durumlarda bunların korunduğu ve ardından İngilizce açıklamalarının verildiği belirtilmiştir.

Bu yaklaşım kültürel anlamı korumayı amaçlasa da çeviri süreci bazı riskler taşır. Bir ifadenin tonunun, mecazının veya aile ilişkilerindeki özel anlamının İngilizceye tam aktarılması her zaman mümkün olmayabilir. Çalışma, çevirinin kim tarafından yapıldığını, bağımsız ikinci bir çevirmenin bulunup bulunmadığını veya geri çeviri yapılıp yapılmadığını ayrıntılı biçimde açıklamamaktadır.

Analiz süreci

Verilerin tümevarımsal biçimde analiz edildiği bildirilmiştir. Süreç şu aşamalardan oluşmaktadır:

  1. Görüşme metinlerini tekrar tekrar okuyarak veriye aşina olma,
  2. Anlamlı bölümleri belirleyerek kodlama,
  3. Benzer kodları ilk temalar altında toplama,
  4. Temaları daha geniş üst kategoriler hâlinde düzenleme,
  5. Veri ile temalar arasında tekrar tekrar giderek yorumları gözden geçirme,
  6. Farklı vakalar arasındaki bağlantıları ortak bir bulgu yapısında birleştirme.

Araştırmada dilin açıklığını artırmak ve küçük dil bilgisi hatalarını düzeltmek amacıyla Grammarly’nin ücretsiz sürümü kullanılmıştır. Yazarlar aracın yalnızca dil düzenlemesi için kullanıldığını, temel fikir ve yorumların araştırmacılara ait olduğunu belirtmektedir.

Nitel araştırmada güvenilirliği artırmak için yapılanlar

Çalışmada üç güvenilirlik uygulaması bildirilmiştir:

  • Katılımcı doğrulaması: Ön bulgular iki katılımcıya sunulmuş ve yorumların deneyimleriyle uyumlu olup olmadığı sorulmuştur.
  • Denetim izi: Görüşme metinleri, kodlanmış anlam birimleri, analiz notları ve karar kayıtlarının saklandığı belirtilmiştir.
  • Yansıtıcılık günlüğü: Araştırmacıların görüşmeler ve analiz sırasında kendi varsayımlarını ve duygusal tepkilerini kaydettiği bildirilmiştir.

Bu uygulamalar yorumların yalnızca araştırmacıların ön kabullerine dayanması riskini azaltmayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte kodlamanın kaç araştırmacı tarafından yapıldığı, iki araştırmacının kodlar üzerinde nasıl uzlaştığı ve temalar arası anlaşmazlıkların nasıl çözüldüğü açıklanmamıştır.

Birinci tema: Güvenin kırılması ve ihanet

Katılımcıların önemli bir bölümü eşlerinin madde kullanımını evlilikten sonra öğrendiklerini anlatmıştır. Kadınlar açısından sorun yalnızca madde kullanımı değildir. Evlilik kararını verirken kendilerinden önemli bir gerçeğin saklandığını düşünmeleri, ilişkinin geçmişini ve kendi kararlarını yeniden sorgulamalarına neden olmuştur.

Bazı katılımcılar aşk evliliği yapmış, bazıları görücü usulü evlenmiş, bir katılımcı ise akrabasıyla evlendiğini aktarmıştır. Farklı evlilik biçimlerine rağmen ortak deneyim, güven duyulan kişinin önemli bir bilgiyi gizlediği düşüncesidir.

Görücü usulü evlilik anlatılarında ihanet yalnızca eşe atfedilmemektedir. Bazı kadınlar eşlerinin ailesinin madde kullanımını bildiğini ve evlilik öncesinde bunu sakladığını düşünmektedir. Araştırmacılar bu durumu “kolektif ihanet” olarak yorumlamaktadır.

Bu yorumda evlilik, yalnızca iki kişinin özel ilişkisi değildir. Ailelerin birbirine güvence sunduğu toplumsal bir sözleşme olarak görülmektedir. Eşin ailesinin bilgi saklaması, kadının yanı sıra kadının ailesinin de aldatılmış ve küçük düşürülmüş hissetmesine yol açmaktadır.

Katılımcılar geçmişteki sevgilerini veya güvenlerini bir hata gibi değerlendirmeye başlamış; bazıları insanlara ve yakın ilişkilere yeniden güvenemeyeceğini ifade etmiştir. Araştırmacılar bu durumu yalnızca evlilik doyumunun azalması olarak değil, kişinin kendi yaşam öyküsüne duyduğu güvenin yıkılması olarak açıklamaktadır.

İkinci tema: Finansal istikrarsızlık ve gelecek belirsizliği

Ekonomik kayıp anlatıları çalışmanın en güçlü ortak noktalarından biridir. Kadınlar eşlerinin ücretini, aile tasarruflarını, borç olarak alınan parayı ve bazı durumlarda kadına ait altın gibi kişisel varlıkları madde kullanımına yönelttiğini anlatmıştır.

Ekonomik baskı farklı biçimlerde ortaya çıkmaktadır:

  • Temel gıda ihtiyaçlarının karşılanamaması,
  • Kadının kendi ailesinden sürekli para istemek zorunda kalması,
  • Çocukların eğitim giderlerinin anne tarafından veya anne tarafından büyük ebeveynlerce karşılanması,
  • Kadının düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışması,
  • Eşin madde için yaptığı borçların kadının sorumluluğunda kalması,
  • Ailenin gelecek için tasarruf veya plan yapamaması.

Araştırmacılar bu durumu yalnızca yoksulluk olarak değil, “ontolojik güvensizlik” kavramıyla yorumlamaktadır. Bu kavram kişinin gündelik yaşamın yarın da belirli ölçüde devam edeceğine ilişkin temel güveninin bozulmasını anlatır.

Katılımcılar eşlerinin ertesi gün nerede olacağını, eve hangi durumda döneceğini, çalışıp çalışmayacağını veya şiddet gösterip göstermeyeceğini öngöremediklerini aktarmıştır. Dolayısıyla gelecek yalnızca ekonomik bakımdan kötü değil, planlanamaz hâle gelmektedir.

Kadınların zihinsel enerjisi uzun vadeli gelişime değil, o günün yiyeceğini bulmaya, borcu yönetmeye, eşin davranışını izlemeye ve çocukların güvenliğini sağlamaya yönelmektedir. Çalışma bu durumu sürekli kriz yönetimi içinde yaşamak olarak tanımlamaktadır.

Ekonomik şiddet boyutu

Çalışmada “ekonomik şiddet” için ayrı bir ölçüm yapılmamıştır. Ancak katılımcı anlatılarında aile kaynaklarının izinsiz tüketilmesi, kadının mal varlığının madde için harcanması, borcun kadına yüklenmesi ve kadının temel ihtiyaçlardan yoksun bırakılması gibi örüntüler bulunmaktadır.

Bu anlatılar ekonomik kaybın tesadüfi bir yan etki olmaktan çıkıp kadının hareket alanını sınırlayan bir mekanizmaya dönüşebildiğini göstermektedir. Kadının kendi geliri, güvenli konutu veya ailesinden bağımsız kaynakları olmadığında şiddet içeren evlilikten ayrılma seçeneği de zayıflamaktadır.

Üçüncü tema: Evlilik ve aile çatışmaları

Katılımcılar evlilikte sevgi, yakınlık, ilgi ve birlikte geçirilen zamanın azaldığını anlatmıştır. Bazı kadınlar eşlerinin uzun süre eve gelmemesi nedeniyle başka bir ilişki yaşadığından şüphelendiklerini, daha sonra madde kullanımını öğrendiklerini belirtmiştir.

Çatışma eşler arasında kalmamaktadır. Kadının ailesi ile eşin ailesi de sürece dâhil olmakta; bazı kayın aileleri oğullarının madde kullanımından kadını sorumlu tutmaktadır.

Araştırmacılar bu yapıyı aile sistemleri yaklaşımındaki “üçgenleşme” kavramıyla yorumlamaktadır. İki kişi arasındaki gerilime üçüncü bir kişi veya grubun dâhil olması başlangıçta gerilimi azaltıyor gibi görünebilir. Ancak bu çalışmadaki anlatılarda geniş aileler taraf olmakta ve kadın iki aile arasındaki çatışmanın merkezinde kalmaktadır.

Bazı katılımcılar kayın ailelerinin:

  • Kadını oğullarının madde kullanımına neden olmakla suçladığını,
  • Kadının ruhsal durumunu sorgulayarak söylediklerini geçersizleştirdiğini,
  • Eşin davranışını küçümsediğini veya sakladığını,
  • Çocuk sahibi olmanın evlilik sorunlarını çözeceği yönünde baskı yaptığını

aktarmıştır.

Çocuk sahibi olma baskısına maruz kaldığını söyleyen bir katılımcı ise bağımlılık, borç ve istikrarsızlık devam ederken çocuk dünyaya getirmenin sorunu çözmeyeceğini düşünmüş ve çocuk sahibi olmayı reddetmiştir. Bu anlatı, kadının annelik kararının da aile tarafından evliliği koruma aracı olarak görülebildiğini göstermektedir.

Dördüncü tema: Çocukların güvenliği ve geleceği

Çocuk sahibi katılımcıların anlatılarında en güçlü kaygı kendi yaşamlarından çok çocuklarının geleceğidir. Anneler çocukların:

  • Şiddete tanık olmasından,
  • Babanın madde etkisindeki davranışlarını görmesinden,
  • Okulda akranları tarafından damgalanmasından,
  • Eğitimlerinin ekonomik sorunlar nedeniyle aksamasından,
  • Babanın davranışlarını örnek almasından,
  • Güvenli bir baba-çocuk ilişkisinden yoksun kalmasından

endişe etmektedir.

Bazı kadınlar çocuklarını kendi anne ve babalarının yanına göndermiş, bir katılımcı çocuğunu yatılı okula yerleştirdiğini anlatmıştır. Bu kararlar çocukları evdeki şiddetten ve belirsizlikten uzaklaştırmaya yönelik koruyucu önlemler olarak sunulmaktadır.

Ancak bu koruma stratejilerinin de bedeli vardır. Anne çocuğundan fiziksel olarak ayrılmakta, çocuk geniş aile desteğine bağımlı kalmakta ve eğitim giderleri kadının ailesine aktarılmaktadır. Böylece güvenliği sağlamak için çekirdek aile parçalanmaktadır.

Çalışmada anneler, çocukların gözlemledikleri davranışları öğrenebileceğine ilişkin korkularını yerel atasözleriyle ifade etmiştir. Araştırmacılar bu anlatıları sosyal öğrenme yaklaşımıyla ilişkilendirmektedir. Bununla birlikte çalışma çocuklarda davranış değerlendirmesi, psikiyatrik inceleme veya uzun dönemli takip yapmamıştır. Kuşaklar arası aktarım katılımcıların korkusu ve araştırmacıların yorumu düzeyindedir.

Beşinci tema: Yakın partner şiddeti

Katılımcıların bazıları saçından sürüklenme, dövülme, kolunun kırılması, morluklar ve para vermediği için saldırıya uğrama gibi ağır fiziksel şiddet deneyimleri aktarmıştır.

Şiddet yalnızca madde etkisi altındayken gerçekleşen kontrolsüz davranış olarak anlatılmamaktadır. Para bulamama, maddeye erişememe, yoksunluk, öfke ve ev içindeki güç ilişkileri de şiddetin ortaya çıktığı bağlamlar arasındadır.

Katılımcı anlatıları aşağıdaki şiddet biçimlerini içermektedir:

  • Fiziksel saldırı,
  • Para veya değerli eşya için baskı,
  • Aşağılama ve kadının onurunu zedeleme,
  • Korkutma ve öngörülemez davranış,
  • Kadının yaşadıklarını inkâr etme,
  • Travmaya bağlı olabilecek unutkanlık gibi sorunları kasıtlı hata olarak sunma,
  • Kayın ailesinin kadını suçlaması.

Bazı kadınlar uzun süreli şiddet sonucunda fiziksel acıya karşı hissizleştiklerini, ancak psikolojik acının devam ettiğini söylemiştir. Araştırmacılar bu anlatıyı “dissosiyasyon” veya travmadan zihinsel uzaklaşma kavramıyla yorumlamaktadır.

Ancak katılımcılara klinik dissosiyasyon değerlendirmesi yapılmamıştır. Bu nedenle çalışma herhangi bir kadına dissosiyatif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon veya başka bir psikiyatrik tanı koymamaktadır. Kullanılan kavramlar anlatıları açıklamak için sunulan fenomenolojik yorumlardır.

İkincil mağdurlaştırma

Kadınlar yalnızca eşin şiddetine değil, yaşadıklarının aile tarafından geçersizleştirilmesine de maruz kaldıklarını anlatmıştır. Unutkanlık, ağlama, kararsızlık veya korku gibi tepkilerin yaşanan şiddetle ilişkilendirilmesi yerine kadının kusuru olarak görülmesi, araştırmada ikincil mağdurlaştırma olarak yorumlanmaktadır.

Bu süreçte kadın hem şiddete uğramakta hem de şiddeti açıklamaya çalıştığında yalancılık, delilik veya yetersizlikle suçlanabilmektedir. Böylece yardım isteyebileceği sosyal çevre de bir baskı kaynağına dönüşmektedir.

Altıncı tema: Boşanma ikilemi

Katılımcılar boşanmayı düşündüklerini, ancak bunu kolayca uygulanabilir bir kişisel tercih olarak görmediklerini anlatmıştır. Evlilikte kalmak şiddet, ihanet ve ekonomik yıkımın devamı anlamına gelirken ayrılmak da farklı riskler taşımaktadır.

Boşanmayı zorlaştıran başlıca etkenler şunlardır:

  • Çocukların babasız kalacağı korkusu,
  • Çocukların ekonomik ve toplumsal geleceğine ilişkin kaygı,
  • Kadının kendi gelirinin veya konutunun bulunmaması,
  • Boşanmış kadınlara yönelik toplumsal damgalanma,
  • Kadının ailesinin sorgulanacağı veya küçük düşürüleceği düşüncesi,
  • Boşanmanın evlenmemiş kız kardeşlerin evlilik olasılığını etkileyebileceği korkusu,
  • Eşe bir şans daha verme yönündeki ahlaki sorumluluk,
  • Sevgi evliliğinden ayrılmanın ihanet gibi hissedilmesi,
  • Boşanma sonrasındaki yaşamın bilinmezliği.

Araştırmacılar bu durumu “sınırlandırılmış faillik” veya “bounded agency” kavramıyla açıklamaktadır. Kadınların seçim yapma kapasitesi tamamen yok değildir; ancak seçimleri ekonomik bağımlılık, aile normları, toplumsal damga ve çocukların geleceğiyle çevrelenmiştir.

Bu nedenle boşanmama kararı her zaman evliliği sürdürmek istemek anlamına gelmemektedir. Bazı katılımcılar kişisel güvenliklerinden ve mutluluklarından vazgeçmeyi çocuklarını veya geniş ailelerini koruyan ahlaki bir fedakârlık olarak değerlendirmektedir.

Temaların birbirine bağlanması

Çalışmanın en önemli yorumu, altı temanın ayrı sorunlar olmadığıdır. Birbirlerini besleyen bir döngü oluşturmaktadırlar:

  1. Madde kullanımının gizlenmesi güveni yıkar.
  2. Maddeye aktarılan kaynaklar ekonomik bağımlılığı artırır.
  3. Ekonomik bağımlılık kadının ayrılma kapasitesini azaltır.
  4. Geniş ailelerin suçlaması sosyal desteği zayıflatır.
  5. Şiddet ve belirsizlik çocukların güvenliğini tehdit eder.
  6. Çocukları koruma sorumluluğu kadının evlilikte kalma baskısını artırır.
  7. Evlilikte kalma, şiddet ve ekonomik kaybın devam etmesine yol açabilir.

Yazarlar bu yapıyı çok boyutlu veya sistemik sıkışmışlık olarak tanımlamaktadır. Bağımlılık başlangıçtaki tetikleyici olsa da kadınların yaşadığı sıkışmışlığın sürmesinde ekonomik eşitsizlik, ataerkil aile normları, boşanma damgası ve yetersiz destek sistemleri de rol oynamaktadır.

Araştırmanın önerdiği müdahale yaklaşımı

Çalışma yalnızca madde kullanan erkeğin tedavisine odaklanan yaklaşımın yetersiz olduğunu savunmaktadır. Önerilen destek yapısı farklı ihtiyaçları aynı anda ele almalıdır:

  • Kadının fiziksel güvenliğini değerlendiren şiddet müdahalesi,
  • Travma bilgili psikolojik destek,
  • Çocukların güvenliği ve ruhsal iyilik hâli için değerlendirme,
  • Ekonomik güçlenme ve istihdam desteği,
  • Güvenli barınma olanakları,
  • Hukuki danışmanlık ve koruma mekanizmaları,
  • Bağımlılık tedavisinde aile üyelerinin ihtiyaçlarını da dikkate alma,
  • Boşanma ve bağımlılıkla ilişkili toplumsal damgalamayı azaltma,
  • Geniş aileleri sorumluluk ve güvenlik konusunda eğitme.

Bunlar deneysel olarak sınanmış müdahaleler değildir. Çalışmanın katılımcı anlatılarından ve araştırmacı yorumundan üretilen uygulama önerileridir.

Çalışmanın güçlü yönleri

  • Damgalanmış ve erişilmesi güç bir grubun doğrudan deneyimlerine yer vermesi,
  • Görüşmelerin 60-90 dakika sürerek ayrıntılı anlatıya olanak sağlaması,
  • Her vakayı ayrıntılı inceleyen fenomenolojik yöntem kullanması,
  • Kadınların ifadelerindeki yerel ve kültürel anlamları korumaya çalışması,
  • Ekonomik, ailevi, toplumsal ve güvenlikle ilgili sorunları birlikte değerlendirmesi,
  • Çocukların durumunu ve boşanma kararındaki toplumsal baskıları görünür kılması,
  • Katılımcı doğrulaması, denetim izi ve yansıtıcılık günlüğü bildirmesi,
  • Veri gizliliğinin neden gerekli olduğunu açıkça belirtmesi,
  • Finansman ve çıkar çatışması beyanı sunmasıdır.

Örneklem açıklamasındaki önemli tutarsızlıklar

Çalışmanın yöntem bölümünde düzeltilmesi veya açıklanması gereken bazı sayısal tutarsızlıklar bulunmaktadır:

KonuMetinde verilen bilgilerSorun
Kırsal-kentsel dağılımSekiz kentsel ve yedi kırsal katılımcıToplam 15 eder; örneklem ise 10 kişidir.
Çocuk sahibi olmaBütün katılımcıların çocuk sahibi olduğu belirtilmektedir.Bir katılımcı çocuğu olmadığını ve mevcut koşullarda çocuk istemediğini anlatmaktadır.
Eşin bozukluk süresiÖzette ve yöntemde en az 12 aylık madde kullanım bozukluğu ölçütü verilmektedir.Örneklem bölümünde esas olarak en az altı aylık tedavi süresi vurgulanmaktadır; iki ölçütün birlikte nasıl uygulandığı açıklanmamıştır.
Katılımcı 7’nin yaşıBazı anlatılarda 30, başka bir anlatıda 38 olarak yazılmıştır.Aynı katılımcı numarası için yaş değişmektedir.
Katılımcı 3’ün yaşıBazı anlatılarda 37, şiddet temasında 38 olarak yazılmıştır.Aynı katılımcı numarası için yaş değişmektedir.

Bu tutarsızlıklar çalışmanın tematik anlatılarını otomatik olarak geçersiz kılmaz; ancak örneklem özelliklerinin güvenilir biçimde anlaşılmasını zorlaştırır. Hakemli yayına geçilmeden önce katılımcı demografisinin doğrulanması ve tek bir tutarlı tabloyla sunulması gerekir.

Etik raporlamadaki eksikler

Çalışma, Regional Research Institute bünyesindeki Institutional Ethics Committee’den onay alındığını ve sözlü bilgilendirilmiş onam kullanıldığını belirtmektedir. Bununla birlikte:

  • Etik kurulun tam kurumsal adı,
  • Etik onay numarası,
  • Onay tarihi,
  • Şiddet bildiren katılımcılar için uygulanan acil güvenlik protokolü,
  • Zorunlu bildirim veya yönlendirme süreci,
  • Görüşme sonrasında psikososyal destek sağlanıp sağlanmadığı

açıklanmamıştır.

Yakın partner şiddeti ve ciddi travma anlatılarının bulunduğu bir çalışmada, katılımcının görüşme sonrasında güvenliğinin nasıl değerlendirildiği önemli bir yöntem ve etik bilgisidir.

Diğer yöntemsel sınırlılıklar

  • Örneklem on kişiyle sınırlıdır.
  • Katılımcılar tek bir tedavi merkezinden seçilmiştir.
  • Yalnızca kadın eşlerin anlatıları alınmıştır; çocuklar, eşler ve diğer aile üyeleriyle görüşülmemiştir.
  • Katılımcıların eşlerinin tanısının hangi klinik ölçüt veya kayıtla doğrulandığı ayrıntılı biçimde açıklanmamıştır.
  • Madde türleri, kullanım süresi ve bozukluk şiddeti katılımcı bazında sistematik biçimde verilmemiştir.
  • Bazı görüşmeler ses kaydı, bazıları yalnızca yazılı notla yürütülmüştür; veri ayrıntısı katılımcılar arasında değişmiş olabilir.
  • Çeviri ve kültürel anlamın doğrulanmasına ilişkin bağımsız süreç bildirilmemiştir.
  • Katılımcı doğrulaması yalnızca iki kadınla yapılmıştır.
  • Temaların kaç katılımcıda ortaya çıktığı sistematik olarak raporlanmamıştır.
  • Her temanın farklı veya karşıt örnekleri yeterince sunulmamıştır.
  • Kodlamanın iki yazar arasında nasıl paylaşıldığı açıklanmamıştır.
  • Kadınların ruh sağlığına ilişkin klinik ölçüm yapılmamıştır.
  • Şiddet, ekonomik kayıp veya çocuk sonuçları bağımsız kayıtlarla doğrulanmamıştır.
  • Çalışma kesitsel niteliktedir; deneyimlerin tedavi ilerledikçe nasıl değiştiği izlenmemiştir.
  • Çalışma hakem değerlendirmesinden geçmemiştir.

Çalışmanın söylediği

Çalışma, görüşülen kadınların eşlerinin madde kullanımını yalnızca bireysel bir sağlık problemi olarak yaşamadığını göstermektedir. Katılımcıların anlatılarında madde kullanımı güven kaybı, ekonomik yoksunluk, geniş aile çatışması, çocukların korunması, yakın partner şiddeti ve boşanma baskısıyla birleşmektedir.

Çalışma, kadınların evlilikte kalma kararlarının yalnızca eşlerine bağlılıkla açıklanamayacağını göstermektedir. Çocukların geleceği, gelir eksikliği, barınma, aile itibarı ve boşanma damgası karar alanını sınırlamaktadır.

Çalışma ayrıca madde kullanım bozukluğu tedavisinin yalnızca tanı alan kişiye yönelmesinin eş ve çocukların ihtiyaçlarını görünmez bırakabileceğini savunmaktadır.

Çalışmanın söylemediği

Bu çalışma, madde kullanım bozukluğu bulunan bütün erkeklerin eşlerine şiddet uyguladığını göstermemektedir.

Katılımcıların aktardığı deneyimlerin Kashmir’deki bütün kadınlarda veya başka ülkelerde aynı sıklıkta görüldüğünü kanıtlamamaktadır.

Madde kullanımının tek başına şiddete neden olduğunu gösteren nedensel bir tasarım kullanılmamıştır. Şiddetin ortaya çıkışında toplumsal cinsiyet ilişkileri, ekonomik güç, aile normları ve başka etkenler de rol oynayabilir.

Kadınlara depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, dissosiyatif bozukluk veya başka bir klinik tanı konmamıştır.

Çocukların ileride madde kullanacağını, şiddet uygulayacağını veya kesin olarak psikolojik bozukluk geliştireceğini göstermemektedir.

Boşanmanın her katılımcı için en güvenli veya en uygun seçenek olduğunu söylememektedir. Ayrılma kararının güvenlik, hukuk, ekonomik durum ve kişisel koşullara göre değerlendirilmesi gerekir.

Önerilen ekonomik, hukuki ve travma bilgili müdahalelerin etkisini deneysel olarak sınamamıştır.

Geçmiş, bugün ve gelecek açısından önemi

Geçmişte bağımlılık çoğu zaman maddeyi kullanan bireyin hastalığı ve tedaviye uyumu üzerinden ele alınmıştır. Bu çalışma, aile üyelerinin özellikle de kadın eşlerin “ikincil mağdur” veya yalnızca bakım veren kişi olarak değil, kendi güvenlik ve sağlık gereksinimleri bulunan bireyler olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Bugün açısından araştırmanın en güçlü mesajı, bağımlılık tedavi merkezlerinin eş şiddeti ve aile güvenliği açısından önemli temas noktaları olduğudur. Kadının eşini tedaviye getirmesi, kendisinin güvende olduğu anlamına gelmez. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının bağımlılık tedavisi sırasında eşin güvenliği, ekonomik durumu ve çocukların koşullarını ayrı olarak değerlendirmesi gerekebilir.

Gelecekte daha geniş ve farklı örneklemlerle yürütülecek araştırmalarda tedaviye erişmeyen aileler, boşanmış kadınlar, sığınma evlerinde bulunan kadınlar, çocuklar ve farklı madde kullanım örüntüleri incelenebilir. Boylamsal çalışmalar, eşin tedaviye başlaması, nüksetmesi veya iyileşmesi sırasında aile ilişkilerinin nasıl değiştiğini gösterebilir.

Çalışmanın Yöntemi ve Bulguları

Teknik yöntem özeti

BileşenÇalışmadaki uygulama
Araştırma türüNitel fenomenolojik araştırma
Analiz yaklaşımıYorumlayıcı Fenomenolojik Analiz
Araştırma alanıSrinagar, Jammu ve Kashmir, Hindistan
Katılımcı sayısı10 kadın
Yaş aralığı22-39
ÖrneklemeAmaçlı örnekleme
Katılımcı özelliğiMadde kullanım bozukluğu bulunan ve tedavi gören erkeklerin eşleri
Görüşme ortamıBağımlılık tedavi merkezi
Görüşme süresiOrtalama 60-90 dakika
Veri kayıt biçimiBazı görüşmeler ses kaydı, bazıları yazılı not
OnamSözlü bilgilendirilmiş onam
GizlilikKatılımcı isimleri değiştirilmiş, kayıtların imha edildiği bildirilmiş
Analiz adımlarıAşinalık, kodlama, temalaştırma, üst kategori oluşturma, yineleme ve bütünleştirme
Güvenilirlik uygulamasıİki katılımcıyla doğrulama, denetim izi ve yansıtıcılık günlüğü
Dil aracıYalnızca anlatım ve dil bilgisi düzenlemesi için Grammarly ücretsiz sürümü
Nicel analizYok
Kontrol grubuYok
Formül veya istatistiksel testYok

Altı ana bulgunun özeti

TemaKatılımcı anlatılarındaki temel deneyimAraştırmacıların yorumu
Güvenin kırılması ve ihanetMadde kullanımının evlilikten sonra öğrenilmesi ve bazı ailelerin önceden bilgi sahibi olduğu düşüncesiKişisel ve kolektif ihanet; yaşam anlatısının ve yakın ilişkilere güvenin yıkılması
Finansal istikrarsızlıkGelirin, tasarrufların ve değerli eşyaların maddeye gitmesi; borç ve aileye bağımlılıkEkonomik yoksullaşma ve geleceğin öngörülemez hâle gelmesi
Aile ve evlilik çatışmasıYakınlığın kaybı, kayın ailelerinin suçlaması ve iki aile arasındaki ilişkinin bozulmasıÜçgenleşme, günah keçisi ilan edilme ve sosyal desteğin baskıya dönüşmesi
Çocukların geleceğiŞiddete tanıklık, okul damgası, ekonomik kayıp ve çocukların başka eve gönderilmesiAnnenin koruyucu rolü ve kuşaklar arası zarar korkusu
Yakın partner şiddetiDövülme, sürüklenme, yaralanma, para baskısı, aşağılama ve korkuFiziksel ve psikolojik travmanın ekonomik bağımlılık ve aile baskısıyla birleşmesi
Boşanma ikilemiAyrılmak isteme ile çocuk, gelir, aile itibarı ve damgalanma korkusu arasında kalmaSınırlandırılmış faillik; iki farklı acı arasında karar verme

Veri paylaşımı ve etik bilgiler

  • Görüşme metinleri hassas ve tanımlayıcı yaşam deneyimleri içerdiği için kamuya açık paylaşılmamaktadır.
  • Katılımcıların gerçek isimleri kullanılmamıştır.
  • Sözlü bilgilendirilmiş onam alınmıştır.
  • Katılımcıların araştırmadan sonuç doğurmadan çekilme hakkı olduğu belirtilmiştir.
  • Etik onayın Regional Research Institute bünyesindeki Institutional Ethics Committee’den alındığı yazılmıştır.
  • Etik kurul numarası ve onay tarihi verilmemiştir.
  • Çalışma dış finansman almamıştır.
  • Yazarlar çıkar çatışması bildirmemiştir.

Sonuçların teknik olarak nasıl okunması gerekir?

Bu araştırmada yüzde, ortalama fark, p değeri veya etki büyüklüğü hesaplanmamıştır. Temaların bulunması, bu deneyimlerin on katılımcının tamamında aynı biçimde veya aynı şiddette görüldüğü anlamına gelmez.

Temalar, görüşmelerdeki anlamlı örüntülerin araştırmacılar tarafından bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Dolayısıyla bulguların gücü istatistiksel temsilden değil, anlatıların ayrıntısından, temalar arası tutarlılıktan ve kültürel bağlamın açıklanmasından gelmektedir.

Çalışmada şekil, grafik, laboratuvar ölçümü, psikolojik ölçek, biyolojik örnek, klinik test veya deneysel müdahale bulunmamaktadır.

Kaynak ve Yöntem Notu

  • Çalışmanın tam özgün adı: The Relational Fallout of Addiction: A Phenomenological Study of Wives Navigating a Partner's Substance Use Disorder
  • Yazarlar ve doğru sıraları: 1. Faryalla Farooq Parray, 2. Saima Farhad
  • Eş birinci yazar/eş katkı: Eş katkı veya eş birinci yazarlık beyanı bulunmamaktadır.
  • İletişim yazarı: Faryalla Farooq Parray
  • Kurumlar: Faryalla Farooq Parray – University of Kashmir; Saima Farhad – Department of Social Work, University of Kashmir
  • SSRN’ye yüklenme tarihi: 19 Haziran 2026
  • Yayın yılı: 2026
  • DOI: 10.2139/ssrn.6960539
  • DOI bağlantısı:https://doi.org/10.2139/ssrn.6960539
  • Yayın platformu: SSRN
  • Resmî çalışma bağlantısı:https://ssrn.com/abstract=6960539
  • Hakemli dergi: Hakemli bir dergide yayımlanmış veya kabul edilmiş ayrı bir sürüm doğrulanamamıştır.
  • Özgün yayınevi: Ayrı bir akademik dergi veya yayınevi bilgisi doğrulanamamıştır.
  • Hakemlik durumu: Bu çalışma bir preprinttir ve hakem değerlendirmesinden geçmemiştir.
  • Kaynak türü: Nitel preprint araştırma makalesi ve yorumlayıcı fenomenolojik çalışma
  • Araştırma alanı: Sosyal hizmet, bağımlılık çalışmaları, aile araştırmaları, toplumsal cinsiyet ve yakın partner şiddeti
  • Finansman: Dış finansman alınmadığı bildirilmiştir.
  • Çıkar çatışması: Potansiyel çıkar çatışması bildirilmemiştir.

PDF’nin görünür sayfalarında yazar adları ve kurumsal bağlantılar yer almamaktadır. Yazar sıralaması, kurumlar, iletişim yazarı, DOI ve SSRN kayıt tarihi resmî SSRN kaydından doğrulanmıştır.

Bu içerik yüklenen 26 sayfalık PDF’nin tamamı incelenerek hazırlanmıştır. PDF dışında kalan bilimsel bulgular makaleye eklenmemiştir. Dış kaynak kontrolü yalnızca yazar, kurum, DOI, yayın tarihi, platform ve hakemlik durumu gibi bibliyografik kimlik bilgilerinin doğrulanmasıyla sınırlandırılmıştır.

Çalışmanın temel sınırlılıkları; on kişilik ve tek merkezli amaçlı örneklem, yalnızca tedavi sürecine katılan eşlere ulaşılması, görüşmelerde farklı kayıt yöntemlerinin kullanılması, çeviri doğrulama sürecinin sınırlı açıklanması, klinik veya nicel ölçüm bulunmaması, katılımcı demografisindeki iç tutarsızlıklar ve etik kurul bilgilerinin eksik raporlanmasıdır.

Bilimsel uyarı: Bu çalışma hakem değerlendirmesinden geçmemiş bir preprinttir. Bulgular on katılımcının öznel ve bağlama özgü anlatılarına dayanmaktadır. Araştırma, madde kullanım bozukluğu bulunan bütün erkeklerin şiddet uyguladığını, bütün eşlerin aynı deneyimleri yaşadığını veya gözlenen sorunların yalnızca madde kullanımından kaynaklandığını göstermemektedir.

Güvenlik uyarısı: Çalışmada ciddi yakın partner şiddeti anlatıları bulunmaktadır. Bu bölüm bilimsel çalışmanın bulgularını aktarmaktadır; bireysel güvenlik, hukuki süreç veya klinik değerlendirme yerine geçmez.


Paylaş:

Yorumlar incelendikten sonra yayımlanır.Gönderdiğiniz yorum onay sürecine alınır ve uygun bulunduğunda görünür hâle gelir.

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir

Your experience on this site will be improved by allowing cookies Cookie Policy