Akademik araştırmalar, anlaşılır dil

Verianla | Akademik Araştırmalardan Türkçe Ekonomi ve Bilim İçerikleri

27 Eylül 2026, Pazar
VERİANLABağımsız bilim yayıncılığı
Menüyü aç veya kapat
...
Home / Sosyal Bilimler / Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları / Fosil Yakıt, Güç ve Hukukun Erkeklik Kodları: Petro-Erkeklik Uluslararası Hukuka Nasıl Yerleşiyor?
Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları

Fosil Yakıt, Güç ve Hukukun Erkeklik Kodları: Petro-Erkeklik Uluslararası Hukuka Nasıl Yerleşiyor?

Fosil yakıtların siyasal ve hukuksal gücü yalnızca enerji üretme kapasitesinden, ekonomik değerinden veya şirket kârlarından mı kaynaklanır? Yoksa petrol, kömür ve doğal gaz; devletlerin kendilerini güçlü, bağımsız, askerî bakımdan caydırıcı ve ekonomik olarak egemen görme biçimlerinin de bir parçası hâline gelmiş midir?

21/07/2026  Veri Anla 31 görüntüleme
Fosil Yakıt, Güç ve Hukukun Erkeklik Kodları: Petro-Erkeklik Uluslararası Hukuka Nasıl Yerleşiyor?

Fosil yakıtların siyasal ve hukuksal gücü yalnızca enerji üretme kapasitesinden, ekonomik değerinden veya şirket kârlarından mı kaynaklanır? Yoksa petrol, kömür ve doğal gaz; devletlerin kendilerini güçlü, bağımsız, askerî bakımdan caydırıcı ve ekonomik olarak egemen görme biçimlerinin de bir parçası hâline gelmiş midir?

Monica Iyer, International Law and Petro-Masculinity başlıklı çalışmasında bu soruyu “petro-erkeklik” ya da özgün kavramıyla petro-masculinity üzerinden inceliyor. Kavram, fosil yakıtların çıkarılması ve tüketilmesi ile tarihsel olarak kurulmuş toplumsal cinsiyet hiyerarşileri, saldırgan güç anlayışı, militarizm, otoriter yönetim ve sınırsız ekonomik büyüme arasında kurulan psikolojik, kültürel ve siyasal ilişkiyi ifade ediyor.

Çalışmanın temel iddiası, petro-erkekliğin yalnızca siyasal söylemlerde veya fosil yakıt yanlısı kampanyalarda görülmediğidir. Yazara göre bu düşünce biçimi, devlet egemenliği, ulusal güvenlik, kalkınma, sınırlar, uluslararası çevre hukuku, iklim müzakereleri, ticaret hukuku, yatırım tahkimi ve şirketlerin hukuksal statüsü gibi uluslararası hukukun temel yapılarına da işlemiştir.

Bu çerçevede devlet; sınırları dokunulmaz, kaynaklarını denetleyen, askerî ve ekonomik güç biriktiren, dış müdahaleye karşı kendisini koruyan erkek-kodlu bir aktör gibi tasavvur edilmektedir. Doğa, toprak, sömürgeleştirilen toplumlar ve bakım emeği ise denetlenmesi, dönüştürülmesi veya ekonomik değere çevrilmesi gereken daha zayıf ve çoğu zaman kadınsılaştırılmış unsurlar olarak konumlandırılmaktadır.

Makale, uluslararası iklim hukukunun neden bilimsel uyarılara rağmen fosil yakıt kullanımına kesin sınırlar koymakta zorlandığını da bu yapısal çerçeve içinde açıklamaya çalışıyor. Paris Anlaşması’nın esnek ulusal katkı sistemi, çevre hukukunun çoğu zaman “yumuşak hukuk” araçlarına dayanması ve buna karşılık ticaret ile yatırım hukukunun güçlü yaptırım mekanizmalarına sahip olması, yazara göre fosil yakıt temelli ekonomik düzenin hukuksal üstünlüğünü sürdürmesine yardımcı oluyor.

Çalışma yalnızca eleştiriyle yetinmiyor. İnsan hakları hukuku, şirketler ve insan hakları yaklaşımı, ekofeminizm, queer hukuk kuramı, Üçüncü Dünya Uluslararası Hukuk Yaklaşımları ve ilişkisel hukuk gibi düşünce geleneklerinden yararlanarak devlet, güvenlik, kalkınma, sınır ve doğa kavramlarının yeniden tasarlanabileceğini savunuyor.

Petro-erkeklik ne anlama geliyor?

Petro-erkeklik kavramı, fosil yakıtlarla erkeklik arasında biyolojik veya zorunlu bir bağ bulunduğunu ileri sürmez. Bütün erkeklerin fosil yakıt yanlısı olduğu ya da çevre korumanın kadınlara özgü bir alan olduğu anlamına da gelmez.

Kavramın işaret ettiği mesele, belirli güç ve erkeklik ideallerinin fosil yakıt sistemleriyle tarihsel olarak nasıl birleştiğidir. Bu idealler arasında şunlar bulunmaktadır:

  • Doğaya egemen olma ve doğal kaynakları insan kullanımına açma düşüncesi
  • Ekonomik büyümeyi sürekli kaynak tüketimiyle özdeşleştirme
  • Ulusal gücü enerji kaynaklarının kontrolüyle ölçme
  • Askerî kapasiteyi ve sert güvenlik politikalarını devlet olgunluğunun göstergesi sayma
  • Bakım, dayanışma, çevresel koruma ve kırılganlığın kabulünü zayıflık olarak kodlama
  • İklim kaygılarını duygusal, gerçek dışı veya ekonomik bakımdan sorumsuz gösterme
  • Petrol, kömür ve doğal gaz kullanımını bağımsızlık, özgürlük ve kendine yeterlilik simgesi hâline getirme

Yazarın kullandığı anlamıyla petro-erkeklik, fosil yakıtların yalnızca maddi enerji kaynakları olmadığını; siyasal kimlik, ulusal gurur ve toplumsal otorite üreten semboller hâline geldiklerini anlatır.

COP28’deki karşılaşma neden başlangıç örneği olarak seçiliyor?

Makale, 2023 yılında Birleşik Arap Emirlikleri’nde düzenlenen COP28 öncesinde yaşanan bir tartışmayla açılıyor. COP28 Başkanı ve aynı zamanda petrol sektöründe yöneticilik yapan Sultan Ahmed Al Jaber ile eski İrlanda Cumhurbaşkanı ve iklim savunucusu Mary Robinson arasındaki konuşma, çalışmanın temel kavramını somutlaştıran bir örnek olarak ele alınıyor.

Robinson, iklim krizinin özellikle kadınlar ve çocuklar üzerindeki zararlarını vurgulayarak fosil yakıtlardan aşamalı çıkış çağrısı yapıyor. Al Jaber ise bu yaklaşımı bilimsel gerçeklikten uzak ve alarmcı bulduğunu söyleyen sert bir karşılık veriyor.

Yazarın yorumuna göre burada yalnızca iki farklı iklim politikası görüşü karşı karşıya gelmiyor. Petrol endüstrisiyle bağlantılı güçlü bir erkek yönetici, acil iklim eylemi isteyen bir kadın siyasetçiyi duygusal, aşırı ve bilim dışı olarak konumlandırıyor. Böylece fosil yakıtların devamını savunan taraf “rasyonel ve olgun”, çevresel sınırlama isteyen taraf ise “duygusal ve zayıf” olarak kodlanıyor.

Makale bu karşılaşmayı tekil bir kişilik çatışması olarak değil, uluslararası iklim yönetiminde sık görülen daha geniş bir güç ve dil örüntüsünün görünür hâle gelmesi olarak değerlendiriyor.

Petro-erkeklik hukukta nasıl yerleşebilir?

Bir düşünce biçiminin hukukta yerleşmesi için kanun metninde açıkça “erkeklik” veya “fosil yakıt üstünlüğü” yazması gerekmez. Çalışma, petro-erkekliğin aşağıdaki kanallardan uluslararası hukuka girebildiğini savunmaktadır:

  • Devletlerin tekrarlanan uygulamaları
  • Antlaşma müzakerelerinde hangi amaçlara öncelik verildiği
  • Bağlayıcı hukuk ile yumuşak hukuk arasındaki tercih
  • Uluslararası kuruluşların kurumsal yapısı
  • Mahkemelerin ve tahkim heyetlerinin kullandığı dil
  • Ekonomik büyüme, güvenlik ve kalkınmanın nasıl tanımlandığı
  • Şirketlerin, bireylerin ve doğanın hangi hukuksal statülere sahip olduğu
  • Hangi zararların görünür, hangilerinin tali kabul edildiği

Bu nedenle çalışma, petro-erkekliği yalnızca açık ayrımcılık veya kişisel önyargı düzeyinde aramıyor. Uluslararası hukukun “normal”, “tarafsız” ve “rasyonel” kabul ettiği kurumların altında yer alan tarihsel varsayımları inceliyor.

Sömürgecilik, toplumsal cinsiyet ve doğanın sömürülmesi

Makalenin ilk büyük bölümü, modern uluslararası hukukun sömürgecilik dönemindeki köklerine yöneliyor. Yazara göre sömürgeci hukuk sistemleri yalnızca ırksal bir hiyerarşi yaratmadı; cinsiyet ve doğa hakkında da hiyerarşik bir dünya görüşü kurdu.

Sömürgeleştirilmeyen topraklar kimi tarihsel hukuk anlatılarında boş, sahipsiz, işlenmemiş veya medenileştirilmesi gereken alanlar gibi gösterildi. Bu toprakların sömürgeci güç tarafından ölçülmesi, sınırlandırılması, işlenmesi ve kaynaklarının çıkarılması, egemenlik iddiasının bir parçasına dönüştü.

Bu yaklaşımda toprak ve doğa edilgen; sömürgeci devlet, şirket ve erkek özne ise etkin ve dönüştürücü konumdaydı. Doğal kaynakları kullanmamak gelişmemişlik göstergesi, kaynakları ekonomik üretime sokmak ise medeniyet ve ilerleme işareti olarak değerlendirildi.

Yazar, modern petro-erkekliğin tohumlarının bu dönemde atıldığını savunuyor. Doğal kaynakların sınırsız biçimde çıkarılması, erkek-kodlu egemen devletin hem hakkı hem de görevi olarak kurulmuştur.

Egemen devletin erkek-kodlu bedeni

Uluslararası hukukun merkezindeki devlet genellikle bağımsız, sınırları belli, kendi kendine yeterli, dış müdahaleye kapalı ve ekonomik olarak üretken bir tüzel kişi olarak tasarlanır.

Feminist hukuk eleştirisine göre bu devlet tasviri, tarihsel olarak idealize edilmiş erkek birey modeline benzemektedir:

  • Bağımsızdır ve başkasına ihtiyaç duymaz.
  • Sınırları nettir ve dışarıdan girişe karşı korunmalıdır.
  • Kaynaklarını denetler.
  • Rasyonel çıkarları doğrultusunda hareket eder.
  • Gücünü askerî ve ekonomik kapasitesiyle gösterir.
  • Bakım, bağımlılık ve karşılıklı kırılganlık ilişkilerini ikincil kabul eder.

Çalışmaya göre petrol ve diğer fosil yakıtlar bu devlet modeline özel bir güç kaynağı sağlamıştır. Enerji kaynaklarını denetleyebilmek, sanayiyi ve orduyu besleyebilmek, küresel ticaret üzerinde etkili olabilmek ve başka devletlerin enerji bağımlılığını yönetebilmek ulusal güç göstergeleri hâline gelmiştir.

Bu nedenle fosil yakıt çıkarma faaliyeti yalnızca ekonomik bir işlem değil, egemenliğin ve devlet olgunluğunun kanıtı olarak sunulabilmektedir.

Şirketin uluslararası hukuktaki güçlü konumu

Makale, devletin yanında modern şirketin de petro-erkekliğin temel hukuksal öznelerinden biri olduğunu savunuyor. Sömürge dönemindeki ayrıcalıklı ticaret şirketleri, devlet adına yönetim, askerî güç ve kaynak çıkarma yetkileri kullanabiliyordu.

Modern ulusötesi şirketler aynı ölçüde resmî egemenlik yetkisine sahip olmasalar da uluslararası yatırım hukuku, ticaret hukuku ve şirketler hukukunun sağladığı korumalardan yararlanmaktadır. Özellikle fosil yakıt şirketleri:

  • Yatırımlarını devlet düzenlemelerine karşı koruyabilmekte,
  • Yatırım tahkiminde devletlerle doğrudan karşı karşıya gelebilmekte,
  • Çevresel düzenlemeler nedeniyle tazminat talep edebilmekte,
  • Ulusal güvenlik ve enerji güvenliği söylemlerinden yararlanabilmekte,
  • Farklı ülkelerde farklı çevresel ve toplumsal standartlarla faaliyet gösterebilmektedir.

Yazar, şirket kişiliğinin tarihsel olarak “rasyonel sermaye sahibi erkek” modeline benzetildiğini ve şirketlerin sermaye biriktirme amaçlarının adalet, bakım veya ekolojik devamlılık gibi hedeflerden daha güçlü hukuksal koruma elde ettiğini ileri sürmektedir.

Sınırlar, göç ve petro-erkeklik

Uluslararası hukuk, paranın ve sermayenin sınırları aşmasına büyük ölçüde izin verirken insanların hareketini sıkı şekilde denetlemektedir. Makaleye göre bu durum, sınırları dokunulmaz bir devlet bedeni olarak gören erkek-kodlu egemenlik anlayışıyla bağlantılıdır.

İklim değişikliği nedeniyle yerinden edilme olasılığı arttığında devletlerin ilk tepkisi çoğu zaman göçmenlerin güvenliği veya insan onuru değil, sınır güvenliği olmaktadır. İklim göçü, korunması gereken insanların hareketi yerine devlete yönelen bir dış tehdit gibi sunulabilir.

Bu yaklaşım:

  • Sınırların askerîleştirilmesini,
  • Göçmenlerin güvenlik riski olarak gösterilmesini,
  • İklim değişikliğinin yapısal nedenlerinin geri plana itilmesini,
  • Tarihsel emisyon sorumluluğunun gözden kaçırılmasını,
  • Küresel Kuzey’in çevresel ve ekonomik ayrıcalıklarının korunmasını

kolaylaştırabilir.

Yazar, kaynakların, şirket yatırımlarının ve sermayenin serbest dolaşımının korunmasıyla insanların hareketinin sınırlandırılması arasındaki karşıtlığı uluslararası hukuk düzeninin temel çelişkilerinden biri olarak ele almaktadır.

Kalkınma fikrinin fosil yakıtlarla ilişkisi

Modern uluslararası düzen, ekonomik kalkınmayı temel devlet amaçlarından biri olarak kabul etmektedir. Ancak çalışmaya göre kalkınma uzun süre kitlesel tüketim, sanayileşme, altyapı genişlemesi ve doğal kaynakların daha yoğun kullanımıyla eş anlamlı hâle gelmiştir.

Petrol bulunan ülkelerde petrolü çıkarmamak, ekonomik fırsatı değerlendirmemek veya ulusal zenginliği kullanmamak şeklinde yorumlanabilir. Böylece fosil yakıt üretimi bir tercih olmaktan çıkarak devletin halkına karşı sorumluluğu ve egemenlik görevi gibi sunulabilir.

Bu yaklaşımın önemli bir çelişkisi bulunmaktadır. Küresel Kuzey ülkeleri fosil yakıtlarla sanayileşmiş ve yüksek tüketim düzeylerine ulaşmışken Küresel Güney ülkelerinden aynı yolu izlememeleri istenebilir. Buna karşılık bu ülkeler yeterince “kalkınmamış” olmakla da eleştirilebilir.

Makale, “sürdürülebilir kalkınma” veya “insani kalkınma” gibi kavramların bu temel büyüme anlayışını her zaman değiştiremediğini savunuyor. Ekonomik büyüme hâlâ temel hedef, çevresel ve toplumsal zararların azaltılması ise bu hedefin sınırları içinde ele alınmaktadır.

Fosil yakıt, askerî güç ve güvenlik

Petrolün modern askerî güç üzerindeki etkisi, çalışmanın petro-erkeklik analizinde merkezi bir yer tutmaktadır. Orduların, hava kuvvetlerinin, deniz taşımacılığının ve küresel lojistik ağlarının fosil yakıtlara bağımlılığı; enerji kaynaklarının kontrolünü ulusal güvenlik meselesine dönüştürmüştür.

Yazar, petrol ve silah ticaretinin birbirini besleyen ilişkiler kurduğunu belirtiyor. Petrol gelirleri silah alımlarını finanse edebilirken petrol bölgelerinin korunması veya denetlenmesi askerî müdahalelere gerekçe oluşturabilmektedir.

Bu çerçevede fosil yakıtların kontrolü:

  • Ulusal bağımsızlık,
  • Askerî caydırıcılık,
  • Jeopolitik üstünlük,
  • Ekonomik egemenlik,
  • Devletin erkek-kodlu gücü

ile özdeşleşmektedir.

Makale, bu ilişkinin her savaşın yalnızca petrol için yapıldığı anlamına gelmediğini özellikle kabul eder. İddia, fosil yakıt denetiminin askerî ve siyasal kararların gerekçelendirilmesinde güçlü bir sembolik ve maddi unsur olduğudur.

Uluslararası hukukun toplumsal cinsiyete açılması neden yeterli olmadı?

Uluslararası hukuk kurumları son yıllarda daha fazla kadının temsil edilmesi ve toplumsal cinsiyetin politikalara dâhil edilmesi için çeşitli programlar geliştirdi. Ancak makale, bu yaklaşımın çoğu zaman mevcut yapıyı dönüştürmeden kadınları sisteme eklemekle sınırlı kaldığını savunuyor.

Sorun yalnızca toplantı salonlarında kaç kadının bulunduğu değildir. Asıl soru, karar verme ölçütlerinin, kurumların amaçlarının ve hukuksal önceliklerin değişip değişmediğidir.

Yazarın eleştirdiği başlıca sınırlılıklar şunlardır:

  • “Toplumsal cinsiyet” kavramının yalnızca “kadınlar” anlamında kullanılması
  • Erkekliğin ve erkek-kodlu güç yapılarının incelenmemesi
  • İkili cinsiyet sistemi dışındaki kimliklerin görünmez kalması
  • Kadınların yalnızca mağdur, anne veya korunması gereken kişi olarak sunulması
  • Ekonomik, çevresel ve yapısal zararların yerine fiziksel ve cinsel şiddete aşırı odaklanılması
  • Kadınların mevcut militarist ve ekonomik düzene katılımının dönüşüm olarak kabul edilmesi

Bu nedenle kadınların sayısal temsilinin artması gerekli olsa da petro-erkeklik tarafından şekillenen hukuk kurumlarının amaçlarını tek başına değiştirmeyebilir.

Kadın, Barış ve Güvenlik gündeminin sınırı

Birleşmiş Milletler’in Kadın, Barış ve Güvenlik gündemi, kadınların çatışma önleme ve barış süreçlerine katılmasını güçlendiren önemli bir gelişme olarak görülmektedir. Ancak çalışma, bu gündemin de bazı toplumsal cinsiyet kalıplarını yeniden üretebildiğini savunuyor.

Kadınlar doğası gereği barışçı, erkekler ise doğası gereği savaşçı gösterildiğinde mevcut cinsiyet ikiliği korunmaktadır. Kadınların askerî ve güvenlik kurumlarına eklenmesi, bu kurumların şiddet, güç ve güvenlik anlayışlarının sorgulanması anlamına gelmeyebilir.

Yazar, gerçek bir dönüşümün yalnızca kadınların mevcut güvenlik kurumlarında daha fazla yer almasını değil, güvenliğin ne anlama geldiğinin yeniden düşünülmesini gerektirdiğini ileri sürüyor.

İklim krizinin güvenlik krizine dönüştürülmesi

İklim değişikliğinin acil bir sorun olduğu tartışmasızdır. Buna rağmen makale, iklim değişikliğini yalnızca “güvenlik acil durumu” olarak tanımlamanın bazı riskler taşıdığı görüşündedir.

Güvenlik dili kullanıldığında çözüm merkezi şu kurumlara ve araçlara kayabilir:

  • Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi
  • Askerî planlama
  • Sınır kontrolü
  • Olağanüstü hâl yetkileri
  • Göçün engellenmesi
  • Merkezî ve hiyerarşik karar mekanizmaları

Bu yaklaşım, iklim değişikliğinin nedenleri arasında bulunan ekonomik eşitsizlik, sömürgecilik, fosil yakıt bağımlılığı ve kurumsal güç gibi sorunların geri plana itilmesine yol açabilir.

Yazar, iklim değişikliğinin aciliyetini azaltmayı önermemektedir. Eleştirdiği şey, aciliyetin askerîleştirme ve güç yoğunlaşması için kullanılma ihtimalidir.

Ekosit suçu neden tek başına yeterli görülmüyor?

Çalışmada iklim ve çevre zararlarının uluslararası ceza hukukuna taşınması, özellikle “ekosit” suçunun kabul edilmesi tartışılmaktadır. Ekosit düzenlemesinin büyük çevresel zararların faillerini sorumlu tutma imkânı sağlayabileceği kabul edilmektedir.

Bununla birlikte yazar şu risklere dikkat çekmektedir:

  • Uluslararası ceza hukukunun yapısal ekonomik zararları ele almakta zorlanması
  • Yargılamaların güçlü şirket ve devletler yerine zaten marjinalleştirilmiş gruplara yönelmesi
  • Çevre sorunlarının yalnızca bireysel suçlu arayışına indirgenmesi
  • Fosil yakıt sisteminin kurumsal ve ekonomik temellerinin değişmeden kalması
  • İnsan ile doğa arasındaki hiyerarşik ayrımın ceza hukuku içinde yeniden üretilmesi

Bu nedenle ekosit, daha geniş bir yapısal dönüşümün parçası olmadıkça petro-erkekliğin temel kurumlarını ortadan kaldırmayabilir.

COP toplantılarında kimler temsil ediliyor?

Makale, uluslararası iklim müzakerelerinde kadınların temsil oranının yükselmesine rağmen eşitsizliğin sürdüğünü belirtiyor. Çalışmada aktarılan verilere göre kadınlar COP30’daki taraf delegasyonlarının yaklaşık yüzde 40’ını oluşturmuştur ve bu şimdiye kadarki en yüksek oran olarak sunulmaktadır.

Buna karşılık fosil yakıt şirketleri ve sektör temsilcilerinin iklim zirvelerindeki varlığı oldukça güçlüdür. İş dünyası gruplarının UNFCCC sürecinin başından itibaren resmî bir paydaş grubu olarak tanınmasına karşın Kadınlar ve Toplumsal Cinsiyet grubunun çok daha sonra resmiyet kazanması, kurumsal önceliklerin göstergesi olarak yorumlanmaktadır.

Yazarın temel sorusu yalnızca “kaç kadın var?” değildir. Şunlar da önemlidir:

  • Karar verme gündemini kim belirliyor?
  • Kimlerin bilgisi bilimsel ve güvenilir kabul ediliyor?
  • Kimlerin talepleri gerçekçi bulunuyor?
  • Kimler müzakerelere sürekli erişebiliyor?
  • Hangi çıkar gruplarının hukuksal metinler üzerinde etkisi bulunuyor?

Küresel Kuzey’in rasyonel, Küresel Güney’in sorunlu gösterilmesi

Makale, iklim müzakerelerinde yalnızca toplumsal cinsiyet değil, sömürgecilik ve ırksal hiyerarşilerle bağlantılı bir dil kullanıldığını savunmaktadır.

Küresel Kuzey ülkelerinin tutumları kimi zaman bilimsel, teknik ve gerçekçi olarak sunulurken Küresel Güney ülkelerinin talepleri pazarlıkçı, aşırı veya süreci engelleyici olarak gösterilebilir. Böyle bir anlatı, tarihsel emisyon sorumluluğunu ve mevcut ekonomik eşitsizliği görünmez kılabilir.

Bu yaklaşım özellikle “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar” ilkesinin etkili uygulanmaması durumunda önemlidir. Tarihsel olarak daha fazla sera gazı salmış ve fosil yakıtlardan daha fazla yararlanmış ülkelerle iklim etkilerine daha az katkıda bulunmasına rağmen daha ağır sonuçlarla karşılaşan ülkeler aynı yükümlülük düzeyine yerleştirilebilir.

İklim hukukunun toplumsal cinsiyet körlüğü

Uluslararası iklim belgeleri zaman zaman toplumsal cinsiyete atıfta bulunsa da çalışma, bu atıfların çoğunun somut ve bağlayıcı yükümlülüklere dönüşmediğini savunmaktadır.

Toplumsal cinsiyet körü bir yaklaşım, bütün insanların iklim değişikliğinden aynı biçimde etkilendiğini varsayar. Oysa iklim zararları şu koşullara göre farklılaşabilir:

  • Gelir ve mülkiyet durumu
  • Bakım sorumlulukları
  • Toprağa ve doğal kaynaklara erişim
  • Hareket özgürlüğü
  • Siyasal karar süreçlerine katılım
  • Irk, sınıf, göçmenlik ve yerli halk statüsü
  • Toplumsal cinsiyet kimliği

Çalışmaya göre kadınların yalnızca iklim değişikliğine karşı “kırılgan grup” veya sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirecek “değişim aracı” olarak tanımlanması da yeterli değildir. Böyle bir yaklaşım, eşitsizliğe yol açan hukuk ve ekonomi yapılarını incelemek yerine sorumluluğu bireylerin davranışlarına yükleyebilir.

Paris Anlaşması ve iklim hukukunun “yumuşaklığı”

Uluslararası iklim hukukunun temel güçlüklerinden biri, bağlayıcı hedeflerle esnek uygulama mekanizmaları arasındaki farktır. Paris Anlaşması sıcaklık artışını sınırlamaya yönelik ortak hedefler oluşturmuş olsa da devletlerin bu hedeflere nasıl katkıda bulunacağını büyük ölçüde kendilerinin belirlediği ulusal katkı sistemine dayanmaktadır.

Makale, bu yapının şu sonuçları doğurabildiğini savunuyor:

  • Devletlerin yetersiz emisyon hedefleri sunabilmesi
  • Hedeflere ulaşılmaması hâlinde sınırlı yaptırım bulunması
  • Fosil yakıt üretiminin açık biçimde yasaklanmaması
  • Ekonomik büyüme ile iklim hedefleri arasındaki çatışmanın ertelenmesi
  • Fosil yakıt şirketlerinin mevcut iş modellerini sürdürmesi

Yazar, çevre ve insan hakları hukukunun çoğu zaman yumuşak hukuk yöntemleriyle geliştirilmesini, buna karşılık yatırım ve ticaret hukukunun daha sert yaptırımlar taşımasını toplumsal cinsiyet bakımından da anlamlı bulmaktadır. Bakım, çevre ve insan hakları gibi kadınsılaştırılmış alanlar “yumuşak”; sermaye, mülkiyet ve ekonomik güvenlik ise “sert” hukukla korunmaktadır.

Devletin kaynak çıkarma hakkı ile çevre yükümlülüğü arasındaki dengesizlik

Uluslararası çevre hukuku, devletlerin kendi doğal kaynaklarını kullanma hakkını tamamen ortadan kaldırmamıştır. Çevre koruma yükümlülükleri çoğu zaman devletin kalkınma ve kaynak çıkarma hakkıyla dengelenmektedir.

Makalenin eleştirisine göre bu denge eşit değildir. Kaynak çıkarma hakkı egemenliğin temel unsuru gibi güçlü biçimde korunurken çevresel önleme, ihtiyat ve kuşaklar arası sorumluluk daha esnek kurallarla ele alınabilir.

Böylece çevre hukuku, fosil yakıt temelli ekonomik düzeni dönüştürmek yerine onun en ağır zararlarını azaltmaya çalışan bir düzenleme alanına dönüşebilir.

Uluslararası ekonomik hukuk neden iklim hukuku için belirleyici?

İklim değişikliği yalnızca çevre hukukunun konusu değildir. Uluslararası ticaret, yatırım, finans ve şirketler hukukunda alınan kararlar da fosil yakıt üretiminin devam edip etmeyeceğini belirlemektedir.

Çalışmaya göre uluslararası ekonomik hukuk kendisini teknik, tarafsız ve siyaset dışı bir alan olarak sunar. Ancak büyüme, yatırım güvenliği, sermaye hareketliliği ve mülkiyet haklarına öncelik vermek de belirli bir siyasal tercihtir.

Bu sistem:

  • Şirket yatırımlarını çevresel düzenlemelere karşı koruyabilir.
  • Devletlerin iklim önlemleri nedeniyle tazminat riskiyle karşılaşmasına yol açabilir.
  • Çevre ve insan hakları taleplerini ticaretin önünde engel olarak değerlendirebilir.
  • Küresel Güney ülkelerinin doğal kaynak politikaları üzerindeki hareket alanını daraltabilir.
  • Ücretsiz bakım emeğini ve ekolojik yenilenmeyi ekonomik değer hesabının dışında bırakabilir.

Uluslararası yatırım tahkiminin petro-erkeklik boyutu

Uluslararası yatırım hukukunda şirketler, ev sahibi devletlere karşı doğrudan tahkim davası açabilmektedir. Bu durum ulusötesi şirketlere uluslararası hukukta sıradan bireylerden ve etkilenen topluluklardan çok daha güçlü bir konum sağlayabilir.

Makale iki dava örneğini özellikle ele almaktadır.

F-W Oil Interests v. Trinidad and Tobago

Bu uyuşmazlıkta tahkim heyeti sonuçta devlet lehine karar vermiş olsa da Trinidad ve Tobago’nun açık deniz petrol kaynaklarını işletmemesine ilişkin kullandığı dil, yazar tarafından eleştirilmektedir.

Heyet, gelişmekte olan bir ekonomide önemli bir kaynağın neden işletilmediğini devletin kendi içinde sorgulaması gereken bir mesele gibi sunmuştur. Yazara göre bu dil, petrolü çıkarmamanın ekonomik bakımdan irrasyonel veya yetersiz devlet yönetiminin göstergesi olduğu varsayımını taşımaktadır.

Rockhopper v. Italy

İtalya’nın yeni açık deniz petrol aramalarını sınırlamasının ardından bir fosil yakıt şirketine tazminat verilmesine ilişkin bu dava, yatırım hukukuyla çevre politikası arasındaki gerilimi göstermektedir.

Yazar, tahkim heyetinin çevresel gerekçeleri yargılamadığını söylemesine rağmen yatırımcı haklarını tarafsız ve hukuksal, çevre düzenlemesini ise açıklama gerektiren istisnai bir müdahale gibi konumlandırdığını savunmaktadır.

Çalışmaya göre bu tür kararlar yalnızca verilen tazminatla etkili olmaz. Devletler gelecekte benzer davalarla karşılaşmamak için iklim veya çevre düzenlemelerini sınırlayabilir. Bu olasılık “düzenleyici soğuma” etkisi yaratabilir.

Bilimsel bilgi ile ekonomik rasyonellik nasıl cinsiyetlendiriliyor?

Makalenin tekrar eden temalarından biri, belirli bilgi türlerinin tarafsız ve bilimsel; diğerlerinin ise duygusal veya siyasal olarak sınıflandırılmasıdır.

Ekonomik modeller, yatırımcı beklentileri ve şirketlerin teknik raporları “sert” bilgi olarak görülebilir. Yerli halkların bilgisi, bakım deneyimleri, toplulukların sağlık kaygıları veya ihtiyat talepleri ise öznel ve ölçülmesi zor kabul edilebilir.

Yazar bu ayrımın nötr olmadığını savunuyor. Rasyonellik, bilimsellik, nesnellik ve teknik uzmanlık tarihsel olarak erkeklikle; duygu, bakım, doğa ve kırılganlık ise kadınlıkla ilişkilendirilmiştir.

Bu nedenle bir çevresel önlemi “bilim dışı” veya “duygusal” ilan etmek yalnızca kanıt tartışması olmayabilir. Aynı zamanda hangi kişilerin ve hangi bilgi geleneklerinin hukukta güvenilir kabul edileceğini belirleyen bir güç ilişkisi olabilir.

İnsan hakları hukuku çözüm sunabilir mi?

Makalenin üçüncü bölümü petro-erkekliğin aşılması için insan hakları hukukunun imkânlarını ve sınırlarını tartışmaktadır.

İnsan hakları hukukunun önemli avantajları bulunmaktadır:

  • İklim zararlarını devletlerin hukuksal yükümlülükleriyle ilişkilendirebilir.
  • Ayrımcılık ve eşitsizlik boyutlarını görünür kılabilir.
  • Devletlerden yalnızca zarar vermemelerini değil, önleyici tedbir almalarını isteyebilir.
  • Katılım, bilgiye erişim ve etkili başvuru haklarını güçlendirebilir.
  • Şirket faaliyetlerinin insan üzerindeki etkilerini hukuk gündemine taşıyabilir.

Buna rağmen insan hakları hukukunun da sorunları bulunmaktadır. Hak sahibi özne çoğu zaman bağımsız, özerk ve doğadan ayrı bir insan olarak düşünülmektedir. Bu yapı, insanın doğaya egemen olma hakkını yeniden üretebilir.

Ayrıca kadın haklarının yalnızca erkeklerle eşitlik şeklinde kurulması, erkek deneyimini değişmeyen standart olarak bırakabilir. Kadınların erkek-kodlu ekonomik ve siyasal yapılara eşit katılımı, bu yapıların adil veya ekolojik olduğu anlamına gelmez.

Şirketler ve insan hakları yaklaşımının sınırları

Fosil yakıt şirketlerinin küresel gücü nedeniyle şirketler ve insan hakları alanı makalede özel önem taşımaktadır. Birleşmiş Milletler İş Dünyası ve İnsan Hakları Rehber İlkeleri, şirketlerin insan haklarına saygı sorumluluğunu tanımlamıştır.

Ancak çalışmaya göre mevcut yaklaşımın önemli eksikleri vardır:

  • Kuralların büyük bölümü gönüllü uygulamaya dayanmaktadır.
  • Toplumsal cinsiyet çoğu zaman ek bir bölüm olarak ele alınmaktadır.
  • Şirket faaliyetlerinin yapısal eşitsizlik yaratan etkileri yeterince incelenmemektedir.
  • İklim ve çevre zararlarının uzun vadeli sonuçları eksik kalabilmektedir.
  • Şirketlerin hukuksal sorumluluğu yerine “sorumlu davranma” dili kullanılmaktadır.
  • Mağdurlar için bağlayıcı ve erişilebilir telafi mekanizmaları sınırlıdır.

Yazar, şirketlerin insan haklarına saygısının hayırseverlik veya gönüllü sosyal sorumluluk olarak değil, bağlayıcı hukuksal yükümlülük olarak düzenlenmesi gerektiğini savunmaktadır.

Amerikalararası İnsan Hakları Mahkemesinin iklim görüşü

Çalışma, Amerikalararası İnsan Hakları Mahkemesinin 2025 tarihli iklim acil durumu ve insan hakları danışma görüşünü petro-erkeklikten uzaklaşma potansiyeli taşıyan önemli bir örnek olarak değerlendirmektedir.

Yazarın vurguladığı unsurlar arasında şunlar bulunmaktadır:

  • İklim zararlarının kadınlar üzerindeki farklı etkilerinin tanınması
  • Çeşitli toplumsal cinsiyet kimliklerinin dikkate alınması
  • Toplumsal cinsiyete göre ayrıştırılmış veri toplama yükümlülüğü
  • İklim risk değerlendirmelerine toplumsal cinsiyet boyutunun eklenmesi
  • Ekosistemlerin ve insan dışı varlıkların değerinin tanınması
  • Devletler arasında dayanışma ve iş birliği yükümlülüğünün vurgulanması
  • Şirketlerin iklim ve insan hakları durum tespiti yapması
  • Fosil yakıt şirketleri dâhil büyük kirleticiler için daha güçlü sorumluluk

Makale, bu görüşü uluslararası hukukun devletleri yalnızca rekabet eden egemen güçler olarak değil, ortak ekolojik sorumluluk taşıyan aktörler olarak düşünebileceğini gösteren bir örnek olarak sunmaktadır.

İkiliklerin ötesine geçmek

Yazara göre petro-erkeklik, uluslararası hukukun kurulduğu ikili karşıtlıklardan beslenmektedir:

Üstün veya merkezî kabul edilenİkincil veya ötekileştirilen
ErkekKadın ve ikili sistem dışındaki kimlikler
İnsanDoğa ve insan dışı varlıklar
DevletTopluluklar ve devlet dışı yapılar
Kamusal alanÖzel alan ve bakım emeği
RasyonellikDuygu ve deneyim
GüvenlikKırılganlık ve karşılıklı bağımlılık
Ekonomik üretimÜcretsiz bakım ve ekolojik yenilenme
Sert hukukYumuşak hukuk

Makalenin çözüm önerisi, yalnızca hiyerarşinin iki tarafını yer değiştirmek değildir. Erkek-kodlu güç yerine kadın-kodlu bakımın üstün ilan edilmesi de mevcut ikili sistemi koruyabilir.

Yazar, bu ayrımları daha temel düzeyde sorgulayan bir uluslararası hukuk tahayyülü önermektedir.

Devleti yeniden düşünmek

Devletin bağımsız, kapalı ve sürekli rekabet hâlindeki bir erkek bireye benzetilmesi yerine karşılıklı bağımlı bir topluluğun parçası olarak düşünülmesi mümkündür.

Böyle bir devlet anlayışında:

  • Bağımlılık otomatik olarak zayıflık sayılmaz.
  • İş birliği egemenliğin kaybı olarak görülmez.
  • Bakım ve koruma devletin tali değil temel işlevleri olur.
  • Sınırlar insan yaşamından daha değerli kabul edilmez.
  • Doğa yalnızca kullanılacak kaynak olarak görülmez.
  • Güvenlik askerî güçle sınırlı tutulmaz.
  • Ekolojik bütünlük ulusal güvenliğin parçası kabul edilir.

İlişkisel hukuk yaklaşımı

İlişkisel hukuk, bağımsız ve sınırları kesin bireyler yerine insanlar, topluluklar, devletler ve doğa arasındaki ilişkileri merkeze alır.

Bu yaklaşım şu gerçeklerden hareket eder:

  • İnsanlar ekosistemlerden bağımsız değildir.
  • Devletler iklim, ticaret, göç ve sağlık bakımından birbirine bağlıdır.
  • Bir ülkedeki fosil yakıt faaliyeti başka ülkelerde zarar yaratabilir.
  • Şirket faaliyetleri devlet sınırlarını aşar.
  • Geçmişteki emisyonlar bugünkü ve gelecekteki kuşakları etkiler.

İlişkisel bir uluslararası hukukta hakların yanında karşılıklı sorumluluk, dayanışma ve iş birliği de temel ilkeler hâline gelir.

Queer hukuk kuramının katkısı

Queer hukuk kuramı, erkek/kadın gibi sabit ikiliklerin doğal ve değişmez kabul edilmesine karşı çıkar. Makaleye göre bu yaklaşım yalnızca toplumsal cinsiyet alanında değil, uluslararası hukukun başka ikiliklerini sorgulamak için de kullanılabilir.

Devlet/devlet dışı, iç/dış, insan/doğa ve kamusal/özel gibi ayrımların her zaman kesin olmadığı görülebilir. Bu düşünce, uluslararası hukukun kapalı egemenlik ve sert sınır varsayımlarını yeniden değerlendirmesine yardımcı olabilir.

Ekofeminizmin katkısı

Ekofeminizm, kadınların toplumsal konumuyla doğanın sömürülmesi arasında kurulan tarihsel bağlantıları inceler. Kadınların doğaya “doğal olarak” daha yakın olduğunu iddia eden özcü yorumlar eleştirilmiş olsa da makale, ekofeminist yaklaşımın önemli araçlar sunduğunu savunmaktadır.

Bunlar arasında:

  • Doğaya egemen olma anlayışının sorgulanması
  • Bakım ve karşılıklı sorumluluğun değerli kabul edilmesi
  • Yavaş ve yapısal çevresel şiddetin görünür kılınması
  • Farklı bilgi geleneklerinin tanınması
  • İnsanların ekolojik varlıklar olduğunun kabul edilmesi
  • Güvenlik yerine dayanışma ve önleme yaklaşımı

bulunmaktadır.

TWAIL ve Küresel Eleştirel Irk Feminizmi

Üçüncü Dünya Uluslararası Hukuk Yaklaşımları olarak bilinen TWAIL, uluslararası hukukun sömürgecilik geçmişini ve Küresel Kuzey’in çıkarlarına hizmet eden yapısını inceler.

Makale, TWAIL’in feminist ve ekolojik yaklaşımlarla birleştirilmesinin petro-erkeklik eleştirisini güçlendirebileceğini savunmaktadır. Böylece yalnızca devletler arasındaki eşitsizlik değil, devletlerin içindeki toplulukların, kadınların, yerli halkların ve marjinalleştirilmiş grupların deneyimleri de dikkate alınabilir.

Küresel Eleştirel Irk Feminizmi ise şu yöntemleri öne çıkarır:

  • Özcülük karşıtlığı
  • Kesişimsellik
  • Marjinalleştirilen deneyimlerin merkeze alınması
  • Hukukun aşağıdan incelenmesi
  • Kişisel ve toplumsal anlatıların kullanılması
  • Kuramın pratik adalet mücadelesiyle birleştirilmesi

Güvenlik nasıl yeniden tanımlanabilir?

Petro-erkeklik içindeki güvenlik anlayışı sınır, ordu, enerji kaynağı ve ekonomik güç üzerinde yoğunlaşmaktadır. Çalışmanın önerdiği alternatif anlayışta güvenlik şunları da kapsamalıdır:

  • Temiz hava ve su
  • İklim istikrarı
  • Gıda ve barınma güvencesi
  • İnsanların yerlerinde güvenle yaşayabilmesi
  • Ekosistemlerin devamlılığı
  • Toplumsal eşitlik
  • Bakım hizmetlerine erişim
  • İklim zararlarına karşı dayanışma

Bu bakış açısından çevresel tahribat, yalnızca ekonomik faaliyetin yan etkisi değil, devletin ve toplumun bütünlüğüne yönelen gerçek bir güvenlik tehdididir.

Kalkınma ve refah nasıl yeniden düşünülebilir?

Çalışma, doğal kaynakların tüketilmesinin ekonomik büyüme olarak kaydedildiği bir sistemin refahı doğru ölçmediğini savunuyor. Bir ülkenin ormanlarını, toprağını veya fosil yakıt rezervlerini hızla ekonomik değere çevirmesi millî geliri yükseltebilir; ancak ekolojik kayıp ve uzun vadeli toplumsal zarar aynı hesapta görünmeyebilir.

Alternatif kalkınma anlayışı:

  • Sonsuz büyüme varsayımını sorgulamalı,
  • Ekolojik kayıpları gerçek kayıp olarak tanımalı,
  • Bakım emeğini görünür kılmalı,
  • Servetin ve çevresel yüklerin dağılımını değerlendirmeli,
  • Fosil yakıt çıkarımını devlet başarısının zorunlu göstergesi olmaktan çıkarmalı,
  • Zengin ülkelerin aşırı tüketim ve tarihsel sorumluluklarını merkeze almalıdır.

Çalışmanın ne söylediği

  • Petro-erkeklik uluslararası hukukun bazı temel kurumlarını açıklamak için güçlü bir analitik araç olabilir.
  • Fosil yakıtlar yalnızca ekonomik kaynak değil, ulusal kimlik ve güç sembolü olarak işlev görebilir.
  • Egemenlik, sınır, güvenlik ve kalkınma kavramları toplumsal cinsiyet bakımından nötr değildir.
  • İklim hukukunun zayıflığı ile yatırım ve ticaret hukukunun gücü arasında anlamlı bir hukuksal hiyerarşi vardır.
  • Kadınların sayısal temsilinin artırılması, yapısal dönüşüm için tek başına yeterli değildir.
  • İnsan hakları hukuku petro-erkekliğe karşı araçlar sunabilir; ancak kendi insan-merkezci ve cinsiyetlendirilmiş varsayımlarını da aşmalıdır.
  • Uluslararası hukukun insan/doğa ve erkek/kadın gibi ikilikleri sorgulanmalıdır.
  • Dayanışma, ilişkisel sorumluluk ve ekolojik karşılıklı bağımlılık hukukta daha merkezi hâle gelmelidir.

Çalışmanın ne söylemediği

  • Bütün erkeklerin fosil yakıt yanlısı olduğunu söylememektedir.
  • Çevre korumanın kadınlara özgü olduğunu ileri sürmemektedir.
  • Uluslararası hukuktaki her gelişmenin tek nedeninin petro-erkeklik olduğunu iddia etmemektedir.
  • Her savaşın yalnızca petrol nedeniyle çıktığını savunmamaktadır.
  • Kadınların karar mekanizmalarına katılımının önemsiz olduğunu söylememektedir.
  • İnsan hakları veya uluslararası hukukun tamamen yararsız olduğunu ileri sürmemektedir.
  • Erkek-kodlu güç anlayışının yerine özcü bir kadınlık modelinin geçirilmesini önermemektedir.
  • Belirli bir hukuk reformunun tek başına iklim krizini çözeceğini iddia etmemektedir.

Çalışmanın geçmiş, bugün ve gelecek açısından önemi

Geçmiş açısından: Makale, modern uluslararası hukukun egemenlik, şirket kişiliği, kalkınma ve doğal kaynak kullanımı kavramlarının sömürgecilik, ataerkillik ve doğa sömürüsüyle birlikte şekillendiğini göstermeye çalışmaktadır.

Bugün açısından: İklim müzakerelerinin neden fosil yakıt çıkarlarına karşı sınırlı ilerleme sağladığını yalnızca diplomatik anlaşmazlıklarla değil, hukuk sisteminin güç, rasyonellik ve devlet başarısı hakkındaki temel varsayımlarıyla ilişkilendirmektedir.

Gelecek açısından: Çalışma; iklim hukuku, insan hakları, şirket sorumluluğu, yatırım hukuku ve göç hukukunun karşılıklı bağımlılık, dayanışma ve ekolojik bütünlük temelinde yeniden düşünülmesini önermektedir.

Çalışmanın Yöntemi ve Bulguları

Çalışmanın türü

Bu çalışma deneysel, istatistiksel veya nicel bir araştırma değildir. Hukuk kuramı ile doktrinel ve eleştirel hukuk analizini birleştiren akademik bir hukuk makalesidir.

Çalışmada:

  • Katılımcı veya hasta grubu yoktur.
  • Deney veya kontrol grubu yoktur.
  • Veri seti kullanılmamıştır.
  • İstatistiksel test yapılmamıştır.
  • Formül veya matematiksel model bulunmamaktadır.
  • Grafik, şekil veya ampirik sonuç tablosu yer almamaktadır.
  • Nedensel etki tahmini yapılmamıştır.

Analitik yöntem

Yazar, petro-erkeklik kavramını uluslararası hukukun farklı alanlarına uygulayan disiplinler arası bir yorum yöntemi kullanmaktadır. Bu yöntem üç temel düzeyde işlemektedir:

  1. Tarihsel düzey: Sömürgecilik, egemenlik, şirket kişiliği ve doğal kaynak çıkarımı arasındaki bağlantılar incelenmektedir.
  2. Doktrinel düzey: Uluslararası çevre, iklim, ticaret, yatırım, insan hakları ve güvenlik hukukunun kurum ve kuralları değerlendirilmektedir.
  3. Söylemsel düzey: Devletlerin, mahkemelerin, şirketlerin ve siyasal aktörlerin kullandığı güç, rasyonellik, bilim, güvenlik ve kalkınma dili analiz edilmektedir.

Kullanılan kuramsal yaklaşımlar

Kuramsal yaklaşımÇalışmadaki işlevi
Feminist hukuk teorisiUluslararası hukukun erkek deneyimini nasıl normal ve evrensel kabul ettiğini incelemek
EkofeminizmKadınların, doğanın ve sömürgeleştirilen toplumların egemenlik ilişkileri içinde nasıl benzer biçimde ötekileştirildiğini göstermek
Antroposentrizm eleştirisiİnsan ile doğa arasındaki hukuksal hiyerarşiyi sorgulamak
Queer hukuk teorisiErkek/kadın ve devlet/devlet dışı gibi sabit ikiliklerin ötesine geçmek
TWAILUluslararası hukukun sömürgeci geçmişini ve Küresel Kuzey lehine yapısal eşitsizliklerini incelemek
Eleştirel ırk feminizmiIrk, toplumsal cinsiyet, sınıf ve sömürgecilik ilişkilerini kesişimsel biçimde değerlendirmek
İlişkisel hukukBağımsız hukuk özneleri yerine karşılıklı bağımlılığı ve ortak sorumluluğu merkeze almak

İncelenen hukuk alanları ve örnekler

AlanÇalışmada incelenen temel örnekYazarın ulaştığı yorum
Devlet egemenliğiKaynak çıkarma hakkı ve sınırların dokunulmazlığıEgemenlik, kaynak kullanımı ve erkek-kodlu bağımsızlık arasında tarihsel ilişki vardır.
SömürgecilikToprak, doğa ve halkların sömürgeci hukukta konumlandırılmasıDoğal kaynak sömürüsü modern uluslararası hukukun kuruluş süreçlerine işlemiştir.
İklim hukukuUNFCCC, COP süreçleri ve Paris AnlaşmasıEsnek yükümlülükler fosil yakıt temelli düzeni yapısal olarak dönüştürmekte yetersiz kalabilir.
Güvenlik hukukuİklim değişikliğinin güvenlikleştirilmesiİklim aciliyeti askerî ve hiyerarşik çözümleri güçlendirebilir.
Uluslararası ceza hukukuEkosit önerileriBireysel suçlandırma yapısal fosil yakıt düzenini tek başına değiştirmeyebilir.
Ticaret hukukuBilimsel rasyonellik ve ticaret serbestisiEkonomik bilgi çevresel ve toplumsal bilgiye göre daha üstün kabul edilebilir.
Yatırım hukukuF-W Oil ve Rockhopper uyuşmazlıklarıFosil yakıt yatırımları çevresel düzenlemelerden daha güçlü hukuksal koruma elde edebilir.
İnsan hakları hukukuİklim, toplumsal cinsiyet ve şirket sorumluluğuİnsan hakları araçları potansiyel taşır; ancak yapısal ve ekolojik yaklaşım gerektirir.

Çalışmanın temel argümantatif bulguları

Bu makaledeki “bulgular” deneysel sonuçlar değil, hukuk metinleri, kurumlar ve akademik literatür üzerinden geliştirilen kuramsal sonuçlardır.

  1. Petro-erkeklik uluslararası hukukun yapısal düzeyinde görülebilir.

    Fosil yakıt çıkarımı; egemenlik, kalkınma, güvenlik ve devlet gücüyle ilişkilendirilmiştir.

  2. İklim hukuku ile ekonomik hukuk arasında güç eşitsizliği bulunmaktadır.

    Çevre ve insan hakları yükümlülükleri çoğu zaman esnekken yatırımcı hakları daha güçlü yaptırımlarla desteklenmektedir.

  3. Toplumsal cinsiyetin yalnızca kadın temsili olarak ele alınması yetersizdir.

    Erkeklik, militarizm, ekonomik güç ve fosil yakıt ilişkileri ayrıca incelenmelidir.

  4. Uluslararası iklim süreçleri fosil yakıt çıkarlarını yeterince dışlamamaktadır.

    Fosil yakıt şirketlerinin temsil gücü ile iklimden en fazla etkilenen grupların karar gücü arasında dengesizlik vardır.

  5. Güvenlikleştirme dönüşüm yerine güç yoğunlaşması yaratabilir.

    İklim krizi askerî ve sınır odaklı biçimde ele alındığında yapısal eşitsizlikler geri plana düşebilir.

  6. İnsan hakları hukuku hem çözüm hem de eleştiri alanıdır.

    İnsan hakları araçları iklim sorumluluğunu güçlendirebilir; ancak insanı doğadan ayrı ve üstün gören varsayımlarını aşmalıdır.

  7. Uluslararası hukuk yeni bir devlet ve güvenlik tahayyülüne ihtiyaç duymaktadır.

    Karşılıklı bağımlılık, bakım, dayanışma ve ekolojik bütünlük zayıflık değil hukuksal düzenin temelleri olarak görülmelidir.

Çalışmanın güçlü yönleri

  • Fosil yakıt politikası ile toplumsal cinsiyet hukukunu aynı analitik çerçevede birleştirmektedir.
  • İklim hukukunu diğer uluslararası hukuk alanlarından bağımsız ele almamaktadır.
  • Sömürgecilik, şirket gücü, militarizm ve iklim değişikliği arasındaki tarihsel sürekliliği göstermektedir.
  • Kadın temsilini gerekli ancak yetersiz gören yapısal bir toplumsal cinsiyet analizi sunmaktadır.
  • Petro-erkeklik kavramını hukuk metinleri, kurumlar, tahkim kararları ve diplomatik söylemlerle ilişkilendirmektedir.
  • İnsan hakları hukukunun potansiyelini kabul ederken sınırlarını da tartışmaktadır.
  • Özcü kadınlık ve erkeklik tanımlarından kaçınma gereğini açıkça kabul etmektedir.
  • Eleştirinin yanında alternatif hukuk kuramları ve yeniden tasarım yolları önermektedir.

Çalışmanın sınırlılıkları

  • Çalışma ampirik bir araştırma değildir; petro-erkekliğin etkisini istatistiksel olarak ölçmemektedir.
  • İncelenen örneklerin seçimi kuramsal argümana dayalıdır; sistematik vaka örneklemi açıklanmamaktadır.
  • Petro-erkeklik, uluslararası hukuku açıklayan tek neden değildir ve yazar da böyle bir iddiada bulunmamaktadır.
  • Makale geniş bir hukuk alanını 53 sayfada ele aldığı için bazı doktrinler sınırlı sayıda örnekle tartışılmaktadır.
  • Uluslararası hukuktaki bölgesel ve devletler arası farklılıkların tamamı ayrıntılı olarak incelenmemektedir.
  • Önerilen alternatif hukuk tahayyülleri büyük ölçüde kuramsaldır; ayrıntılı uygulama ve geçiş planları sunulmamaktadır.
  • Çalışmanın kullandığı güncel siyasal örneklerin bazıları zaman içinde yeni hukuksal gelişmelerle farklılaşabilir.
  • Petro-erkeklik kavramının kullanımı, eleştirmeyi amaçladığı cinsiyet ikiliklerini istemeden yeniden üretme riski taşımaktadır; çalışma bu riski kabul etmektedir.
  • Belge henüz doğrulanmış hakemli yayın statüsünde değildir.

Kaynak ve Yöntem Notu

Çalışmanın tam özgün adı:International Law and Petro-Masculinity

Yazar: Monica Iyer

Yazar sıralaması: Tek yazarlı çalışma

Eş birinci yazar: Bulunmamaktadır.

Sorumlu yazar: PDF ve erişilebilen SSRN kayıt bilgisinde ayrıca belirtilmemiştir.

Kurumsal bağlantı: Georgia State University College of Law

DOI: DOI bilgisi PDF’de yer almamaktadır ve bağımsız olarak doğrulanamamıştır.

Dergi: Hakem sürecini tamamlamış bir dergi yayını doğrulanamamıştır.

Özgün yayınevi: Hakemli yayınevi bilgisi doğrulanamamıştır.

Yayın platformu: SSRN Environmental Science Research Network

SSRN kayıt numarası: 7123118

Resmî kaynak bağlantısı:SSRN çalışma kaydı

PDF tarihi: 15 Temmuz 2026

SSRN’ye yüklenme tarihi: 20 Temmuz 2026

Yayın durumu: SSRN kaydında “Under Review” olarak gösterilmektedir. Hakem değerlendirmesini tamamlamış yayımlanmış sürüm doğrulanamamıştır.

Kaynak türü: Akademik hukuk makalesi, hukuk kuramı çalışması ve değerlendirme sürecindeki preprint

Yöntem: Çalışma; feminist hukuk teorisi, ekofeminizm, queer hukuk teorisi, TWAIL, eleştirel ırk feminizmi, insan-merkezcilik eleştirisi ve ilişkisel hukuk yaklaşımlarından yararlanan doktrinel ve kuramsal bir uluslararası hukuk analizidir.

Veri ve deney durumu: Çalışmada deney, araştırma katılımcısı, veri seti, istatistiksel test, matematiksel model, grafik, şekil veya nicel sonuç bulunmamaktadır. Bulgular, hukuksal ve kuramsal yorumlardan oluşmaktadır.

Bu Türkçe makale, yüklenen 53 sayfalık çalışmanın tamamı; dipnotları, bölüm yapısı, ele aldığı uluslararası hukuk kurumları, dava örnekleri, kavramsal çerçevesi ve sonuç kısmı incelenerek hazırlanmıştır. PDF’de bulunmayan bilimsel veya hukuksal sonuçlar eklenmemiştir.

Çalışmanın en önemli sınırlılıkları; ampirik doğrulama sunmaması, örneklerin sistematik bir veri toplama yöntemiyle seçilmemesi, çok geniş bir hukuk alanını tek bir kuramsal mercekle ele alması ve henüz doğrulanmış hakemli yayın statüsünde bulunmamasıdır.

Makaledeki güncel siyasal olaylar, kurumlar ve davalar yazarın petro-erkeklik tezini açıklamak için kullandığı örneklerdir. Bu örnekler bütün uluslararası hukuk düzeninin tek bir neden veya ideolojiyle açıklandığı anlamına gelmemektedir.


Paylaş:

Yorumlar incelendikten sonra yayımlanır.Gönderdiğiniz yorum onay sürecine alınır ve uygun bulunduğunda görünür hâle gelir.

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir

Your experience on this site will be improved by allowing cookies Cookie Policy