Akademik araştırmalar, anlaşılır dil

Verianla | Akademik Araştırmalardan Türkçe Ekonomi ve Bilim İçerikleri

27 Eylül 2026, Pazar
VERİANLABağımsız bilim yayıncılığı
Menüyü aç veya kapat
...
Home / Beşerî Bilimler / Felsefe / İnternetten Yapay Zekâ Çağına Dijital Antropoloji: Kimlik, Kültür ve Dijital İnsan Nasıl Dönüşüyor?
Felsefe

İnternetten Yapay Zekâ Çağına Dijital Antropoloji: Kimlik, Kültür ve Dijital İnsan Nasıl Dönüşüyor?

İnternet, sosyal medya ve yapay zekâ yalnızca insanların kullandığı yeni araçlar değildir. Bu teknolojiler insanların kendilerini nasıl sunduğunu, başkalarıyla nasıl ilişki kurduğunu, bilgiye nasıl ulaştığını, hangi topluluklara ait hissettiğini ve insan olmanın anlamını nasıl yorumladığını da değiştirmektedir.

22/07/2026  Veri Anla 85 görüntüleme

İnternet, sosyal medya ve yapay zekâ yalnızca insanların kullandığı yeni araçlar değildir. Bu teknolojiler insanların kendilerini nasıl sunduğunu, başkalarıyla nasıl ilişki kurduğunu, bilgiye nasıl ulaştığını, hangi topluluklara ait hissettiğini ve insan olmanın anlamını nasıl yorumladığını da değiştirmektedir.

Abulgasem ISSA Al Mashai tarafından hazırlanan çalışma, bu dönüşümü “dijital antropoloji” çerçevesinde ele almaktadır. Makale, 1990’ların erken internet ortamından sosyal medya platformlarına, oradan da yapay zekâ destekli sistemlere uzanan tarihsel bir çizgi kurmaktadır. Bu çizgi boyunca dijital kimlik, kültürel küreselleşme, çevrim içi topluluklar, kuşaklar arasındaki farklılıklar, insan-makine etkileşimi, gözetim, eşitsizlik ve insan özerkliği gibi konular tartışılmaktadır.

Çalışmaya göre erken internet döneminde kullanıcılar görece anonim ortamlarda birden fazla kimliği deneyebiliyor, coğrafi sınırları aşan topluluklar kurabiliyor ve gerçek yaşamda kullanmadıkları kişilik biçimlerini çevrim içi ortamlarda sergileyebiliyordu. Sosyal medya döneminde ise anonim ve değişken kimliklerin yerini daha kalıcı, görünür ve izleyicilere göre düzenlenen profiller aldı. Dijital kimlik yalnızca kişinin kim olduğunu anlatan bir temsil olmaktan çıkarak beğeni, takip, paylaşım ve toplumsal onay için sürekli yönetilen bir performansa dönüştü.

Makale özellikle Z ve Alfa kuşaklarına odaklanmaktadır. Z kuşağı internet ve sosyal medyanın zaten mevcut olduğu bir dünyada büyürken Alfa kuşağı, yapay zekâ destekli öğretmenler, akıllı oyuncaklar, öneri sistemleri ve otomatik karar araçlarıyla çocukluktan itibaren karşılaşmaktadır. Bu nedenle Alfa kuşağının teknolojiyle ilişkisi yalnızca “dijital araç kullanma” biçiminde değil, bilişsel ve toplumsal gelişimin akıllı sistemlerle birlikte gerçekleşmesi biçiminde ele alınmaktadır.

Çalışma, yapay zekâ çağındaki dijital insanın yalnızca başka insanlarla değil, tahminde bulunan, öneri sunan ve kimi durumlarda kişi adına karar veren insan dışı sistemlerle de ilişki kurduğunu savunmaktadır. Bu değişim; güven, özerklik, mahremiyet, gözetim, toplumsal eşitsizlik ve insanın kendi kararları üzerindeki denetimi hakkında yeni sorular ortaya çıkarmaktadır.

Bununla birlikte çalışma özgün deneysel veya etnografik veri üretmemektedir. Makaledeki sayılar, çeşitli rapor ve ikincil kaynaklardan seçilmiş göstergelerdir. Kaynakların nasıl tarandığı, hangi çalışmaların neden seçildiği ve göstergelerin karşılaştırılabilirliği açıklanmamıştır. Bu nedenle çalışma, doğrulanmış bir dijital antropoloji modeli veya sistematik derleme değil; geniş bir teknolojik dönüşüm anlatısı ve gelecek araştırmaları için kavramsal bir başlangıç olarak değerlendirilmelidir.

Detaylı Açıklama

Dijital Antropoloji Neyi İnceler?

Antropoloji, insanı yalnızca biyolojik bir varlık olarak değil; kültür üreten, semboller kullanan, topluluklar kuran ve yaşamına anlam veren bir varlık olarak inceler. İnsan davranışları gündelik araçlardan, ekonomik yapılardan, iletişim biçimlerinden ve içinde bulunulan çevreden bağımsız değildir.

Dijital antropoloji ise insanların dijital teknolojilerle birlikte kurduğu yaşam biçimlerini anlamaya çalışır. Bu kapsamda yalnızca bilgisayar veya telefon kullanımına değil, teknolojinin aşağıdaki alanları nasıl değiştirdiğine bakılır:

  • Kimliklerin nasıl kurulduğu ve sunulduğu,
  • toplulukların nasıl meydana geldiği,
  • insanların yakınlık ve aidiyet geliştirme biçimleri,
  • bilginin nasıl üretildiği ve dolaştırıldığı,
  • kültürlerin birbirleriyle nasıl karşılaştığı,
  • gündelik davranışların platformlar tarafından nasıl yönlendirildiği,
  • insanlarla makineler arasındaki sınırların nasıl değiştiği.

Çalışmanın temel yaklaşımına göre dijital teknoloji, kültürün dışında duran nötr bir araç değildir. Teknoloji insanların neyi görebileceğini, kimlerle karşılaşacağını, kendilerini nasıl ifade edeceğini ve hangi davranışların ödüllendirileceğini etkileyerek kültürel sürecin içine yerleşmektedir.

1990’ların İnterneti: Zaman ve Mekân Sınırlarının Zayıflaması

Makale, dijital dönüşümün ilk büyük aşamasını 1990’larda internet kullanımının yaygınlaşmasıyla başlatmaktadır. İnternet öncesinde insanlar arasındaki iletişim büyük ölçüde fiziksel yakınlığa, posta ve telefon gibi araçlara veya televizyon ve gazete gibi tek yönlü kitle iletişim kanallarına bağlıydı.

İnternet, coğrafi olarak birbirinden uzak insanların aynı forumda konuşabilmesini, benzer ilgi alanlarına sahip kişilerin sanal topluluklar kurmasını ve bireylerin kendi içeriklerini geniş kitlelere ulaştırmasını mümkün hâle getirdi. Forumlar, bloglar ve erken çevrim içi gruplar, bilgi paylaşımının yanı sıra kimlik denemelerinin de gerçekleştiği kültürel alanlara dönüştü.

Erken İnternet Döneminde Kimlik Parçalanması

Çalışmanın erken internet dönemine ilişkin ilk kavramı “kimlik parçalanmasıdır”. Çevrim içi ortamlardaki anonimlik, kişinin gerçek yaşamdaki adı, görünüşü, toplumsal konumu veya çevresiyle sınırlanmadan farklı kimlikler denemesine imkân tanıyabiliyordu.

Bir kişi farklı forumlarda farklı kullanıcı adları kullanabilir, gerçek yaşamında dile getiremediği düşüncelerini ifade edebilir veya kendisini başka bir yaş, cinsiyet, meslek ya da kişilik üzerinden sunabilirdi. Bu durum dijital kimliğin tek ve değişmez bir yapı olmadığını; bağlama göre yeniden kurulan bir temsil olabileceğini göstermektedir.

Makale bu akışkanlığı postmodern antropolojideki parçalı kimlik düşüncesiyle ilişkilendirir. Birey, bütün ortamlarda aynı biçimde ortaya çıkan sabit bir özne yerine, içinde bulunduğu bağlama göre farklı yönlerini öne çıkaran bir aktör olarak görülmektedir.

Kültürel Küreselleşme ve Melez Kimlikler

Erken internetin ikinci önemli sonucu, coğrafi uzaklığın kültürel etkileşimi sınırlama gücünün azalmasıdır. Farklı ülkelerde ve kültürlerde yaşayan insanlar aynı içerikleri okuyabilir, benzer müzikleri dinleyebilir, ortak topluluklara katılabilir ve gündelik deneyimlerini paylaşabilir hâle gelmiştir.

Bu süreçte yerel kültürler tamamen ortadan kalkmamış, küresel kültürel akımlarla birleşerek yeni ve melez biçimler üretmiştir. Bir kişi aynı anda yerel dilini, ailesinin kültürel pratiklerini, küresel internet mizahını ve belirli bir çevrim içi topluluğun sembollerini kimliğinde taşıyabilir.

Çalışmanın “dijital insan” olarak adlandırdığı özne, fiziksel çevresinde yaşamakla birlikte kültürel ilişkilerinin önemli bir bölümünü sanal alanlarda kuran kişidir. Böyle bir insanın sosyal çevresi yalnızca aynı mahallede veya ülkede yaşayan kişilerden değil, dünyanın farklı bölgelerindeki çevrim içi bağlantılardan da oluşabilir.

Tablo 1: İnternetin Küresel Yayılımı

Makaledeki tek tablo, 1995 ile 2024 arasında internet kullanımında gerçekleştiği belirtilen büyük değişimi özetlemektedir:

YılMakalede verilen internet kullanıcısı sayısıKüresel internet yaygınlığı
19950,0000235 milyar%0,4
20245,3 milyar%67

Tablo, internetin sınırlı bir teknik ağ olmaktan çıkarak gündelik yaşamın temel altyapılarından biri hâline geldiğini anlatmak için kullanılmıştır. İnternet erişiminin büyümesi; iletişim, eğitim, çalışma, ticaret ve sosyal ilişki biçimlerinin dijital ortamlara taşınmasını mümkün kılmıştır.

1995 verisindeki sayısal tutarsızlık

Tablodaki “0,0000235 milyar” değeri 23.500 kişiye karşılık gelmektedir. Ancak dünya nüfusunun yüzde 0,4’ü bu sayıdan çok daha büyüktür. Dolayısıyla 1995 yılına ilişkin kullanıcı sayısı ile yaygınlık oranı aynı anda doğru olamaz.

Bu durum muhtemelen milyon-milyar birimi veya ondalık basamaklarla ilgili bir yazım hatasına işaret etmektedir. Ancak yüklenen çalışma hangi değerin amaçlandığını açıklamadığı için sayı sessizce düzeltilmemelidir. Tablodan güvenle çıkarılabilecek genel sonuç, yazarın 1995 ile 2024 arasında çok büyük bir internet yaygınlaşmasına dikkat çektiğidir.

Sosyal Medya Dönemi: Anonim Kimlikten Düzenlenmiş Profile

Çalışmanın ikinci tarihsel aşaması, 2000’li yıllarda Facebook, YouTube ve Twitter gibi sosyal medya platformlarının yükselişidir. Erken internetin forum ve blog temelli yapısında kullanıcılar çoğu zaman takma adlarla bulunurken sosyal medya gerçek adları, fotoğrafları, arkadaş ağlarını ve kişisel geçmişi daha görünür hâle getirdi.

Bu değişim, dijital kimliğin biçimini dönüştürdü. Kimlik artık yalnızca farklı karakterlerin deneyimlendiği anonim bir alan değil, izleyicilere sunulan ve sürekli düzenlenen bir profile dönüştü.

Dijital Öz Sunum ve Performans

Makale, sosyal medya profilini Erving Goffman’ın gündelik yaşamda benliğin sunumu yaklaşımıyla ilişkilendirmektedir. İnsanlar toplumsal ortamlarda başkalarının kendileri hakkında oluşturduğu izlenimi yönetmeye çalışır. Sosyal medya bu izlenim yönetimini dijital, ölçülebilir ve sürekli bir hâle getirmektedir.

Kullanıcılar genellikle hangi fotoğrafı paylaşacaklarına, hangi düşüncelerini görünür kılacaklarına ve hangi yaşam olaylarını öne çıkaracaklarına karar verir. Böylece çevrim içi profil gündelik hayatın doğrudan ve eksiksiz bir kaydı olmaktan çok, seçilmiş içeriklerden oluşan bir temsil hâline gelir.

Beğeni, yorum, takipçi ve paylaşım sayıları da bu sunuma anlık geri bildirim sağlar. Kullanıcı yalnızca kendisini ifade etmez; izleyicilerin tepkisine göre kendisini yeniden düzenleyebilir. Dijital kimlik bu nedenle hem kişisel ifade hem de toplumsal onay arayışı taşıyan performatif bir yapı kazanır.

Çevrim İçi Topluluklar ve Dijital Aidiyet

Sosyal medya, benzer ilgi alanlarına, değerlere veya kimliklere sahip insanların fiziksel yakınlık olmadan topluluk oluşturmasını kolaylaştırmıştır. Hastalık deneyimleri, meslekler, oyunlar, sanat türleri, siyasi görüşler veya toplumsal kimlikler etrafında dijital gruplar kurulabilir.

Bu topluluklar kişilere bilgi, dayanışma ve aidiyet sağlayabilir. Fiziksel çevresinde kendisine benzeyen insanlarla karşılaşamayan bir kullanıcı, çevrim içi ortamda kendisini anlayan bir topluluk bulabilir.

Ancak çalışmada bu aidiyetin dijital platformlarla aracılanmış olduğu vurgulanmaktadır. Topluluğun kimleri görünür kıldığı, hangi içerikleri öne çıkardığı ve kullanıcıları birbirine nasıl bağladığı yalnızca üyelerin kararlarına değil, platformun teknik yapısına da bağlıdır.

Sosyal Medyanın Büyümesi

Makale, dünya genelindeki sosyal medya kullanıcılarının 2010’da yaklaşık 970 milyondan 2023’te 4,9 milyarın üzerine çıktığını belirtmektedir. Çalışmada bu değişim yaklaşık yüzde 404’lük büyüme olarak ifade edilmiştir.

Ayrıca kullanıcıların 2023 itibarıyla sosyal medya platformlarında günde ortalama 2 saat 31 dakika geçirdiği aktarılmaktadır. Bu süre, sosyal medyanın yalnızca arada kullanılan bir iletişim aracı olmadığını; haber, eğlence, arkadaşlık ve kimlik sunumunun gündelik ortamlarından biri hâline geldiğini göstermek için kullanılmaktadır.

Bu veriler ikincil raporlardan alınmıştır. Çalışma, ülkeler, yaş grupları, platformlar veya ölçüm yöntemleri arasındaki farklılıkları ayrıntılı biçimde incelememektedir. Dolayısıyla küresel ortalamalar bütün kullanıcıların aynı deneyimi yaşadığı biçiminde yorumlanmamalıdır.

Z Kuşağı: Sosyal Medyayla Büyüyen Dijital Yurttaşlar

Makale Z kuşağını 1997–2012 yılları arasında doğan kişiler olarak tanımlamaktadır. Bu kuşak, internet ve sosyal medyanın zaten yaygın olduğu bir dünyada büyüyen ilk gerçek dijital kuşak olarak ele alınır.

Z kuşağı için çevrim içi ve çevrim dışı yaşam kesin çizgilerle ayrılmayabilir. Arkadaşlıklar fiziksel ortamda başlayıp dijital ortamda devam edebilir; toplumsal tartışmalar çevrim içi olarak takip edilebilir ve kimlikler hem fiziksel hem de dijital topluluklarda eş zamanlı biçimde kurulabilir.

Dijital akıcılık

Çalışmaya göre Z kuşağı yeni platformlara, araçlara ve iletişim biçimlerine görece kolay uyum göstermektedir. Mesajlaşma, kısa video, görsel anlatım, çevrim içi iş birliği ve çoklu platform kullanımı bu kuşağın gündelik iletişim repertuvarının parçalarıdır.

Makale bunu “dijital akıcılık” olarak değerlendirmektedir. Ancak bir teknolojiyi sık kullanmak, kişinin algoritmaları, veri ekonomisini veya mahremiyet risklerini bütünüyle anladığı anlamına gelmez. Çalışmada dijital beceri ile eleştirel dijital okuryazarlık arasındaki bu ayrım ayrıntılı biçimde geliştirilmemiştir.

Küresel sorunlara yönelik farkındalık

Sosyal medya, farklı ülkelerdeki toplumsal, çevresel ve siyasi gelişmelerin kısa sürede görünür olmasını sağlamaktadır. Makale, Z kuşağının küresel sorunlara ilişkin farkındalığını ve dijital araçlarla örgütlenme kapasitesini bu ortamla ilişkilendirmektedir.

Bir toplumsal konu hakkında bilgi, görüntü ve çağrılar etiketler, paylaşımlar ve çevrim içi kampanyalar yoluyla hızla dolaşıma girebilir. Böylece kişisel ifade ile kolektif eylem arasındaki sınır zayıflayabilir.

Ekran süresi ve ruhsal sağlık endişeleri

Makale, Z kuşağının dijital yaşamının yalnızca fırsatlardan oluşmadığını belirtmektedir. Uzun ekran süreleri, siber zorbalık ve teknolojiye bağımlılık gibi sorunlar ruhsal sağlık açısından tartışılmaktadır.

Çalışmada Z kuşağının yaklaşık yüzde 98’inin akıllı telefona sahip olduğu, yüzde 45’inin ise “neredeyse sürekli” çevrim içi bulunduğunu bildirdiği aktarılmaktadır. Ayrıca yüzde 85’inin güncel olaylar hakkında bilgi edinmek için sosyal medyayı kullandığı belirtilmektedir.

Ancak makale bu oranların hangi ülke, yaş aralığı ve örneklemden üretildiğini ana metinde ayrıntılandırmamaktadır. Belirli araştırmalardan alınan oranların bütün dünya Z kuşağına genellenmesi metodolojik açıdan ihtiyatla ele alınmalıdır.

Alfa Kuşağı: Yapay Zekâyı Sonradan Öğrenmeyen Kuşak

Makale Alfa kuşağını 2013’ten itibaren doğan çocuklar olarak tanımlamaktadır. Z kuşağı sosyal medya ve akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla büyürken Alfa kuşağı yapay zekâ destekli sistemlerin gündelik hayata yerleştiği bir ortamda gelişmektedir.

Bu kuşak, yapay zekâyı yetişkinlik döneminde karşılaşılan yeni bir teknoloji olarak değil, çocukluk çevresinin sıradan bir unsuru olarak deneyimleyebilir. Akıllı oyuncaklar, kişiselleştirilmiş eğitim sistemleri, sesli asistanlar ve öneri algoritmaları bu deneyimin parçalarıdır.

Yapay zekânın öğrenme ve toplumsallaşmaya katılması

Çalışma, yapay zekâ öğretmenleri ve akıllı sistemlerin çocukların bilgiye ulaşma biçimini değiştirebileceğini ileri sürmektedir. Sistemler çocuğun performansını izleyebilir, uygun içerik önerebilir ve öğrenme hızına göre alıştırmaları düzenleyebilir.

Böyle bir ortamda çocuk yalnızca ebeveyn, öğretmen ve arkadaşlarından öğrenmez. Öğrenme sürecine insan dışı bir sistem de aktif biçimde katılır. Bu durum otorite, güven ve bilginin kaynağı hakkında yeni sorular doğurur:

  • Çocuk hangi önerinin insan, hangisinin algoritma tarafından üretildiğini ayırt edebilecek midir?
  • Bir sistemin önerisine neden güvenildiği anlaşılabilecek midir?
  • Kişiselleştirme, çocuğun karşılaştığı bilgi çeşitliliğini azaltabilir mi?
  • Çocukların davranış ve öğrenme verileri kimlerin elinde toplanacaktır?

Teknolojik bağımlılık

Alfa kuşağının öğrenme, oyun ve iletişim için dijital araçlara daha yoğun biçimde bağımlı olabileceği ileri sürülmektedir. Buradaki bağımlılık yalnızca aşırı kullanım anlamında değildir. Temel faaliyetlerin dijital sistemler olmadan yerine getirilememesi de yapısal bağımlılık oluşturabilir.

Örneğin eğitim içeriği, arkadaşlarla iletişim ve eğlence aynı platform ekosistemi içinde gerçekleşiyorsa çocuk için dijital ortamdan ayrılmak yalnızca bir cihazı kapatmak değil, toplumsal yaşamın önemli bir bölümünden uzaklaşmak anlamına gelebilir.

Mahremiyet, gözetim ve insan iradesi

Makale, yapay zekâ çağında mahremiyet, gözetim ve insan iradesinin korunmasını temel etik sorunlar arasında göstermektedir. Çocukların davranışları, tercihleri ve öğrenme güçlükleri hakkında toplanan veriler uzun süre saklanabilir ve gelecekteki sınıflandırmalarda kullanılabilir.

Yapay zekâ kişinin neyi görmek istediğini tahmin etmekle kalmayıp onun adına seçim yaptıkça, insanın kendi kararlarının ne ölçüde kendisine ait olduğu sorusu önem kazanır. Sistemlerin kolaylık sağlaması, insan özerkliğini zorunlu olarak ortadan kaldırmaz; ancak karar süreçlerinin görünmez biçimde yönlendirilmesi özerkliği zayıflatabilir.

Yapay Zekâ Pazarının ve Kurumsal Kullanımının Büyümesi

Çalışma, küresel yapay zekâ pazarının 2019’da yaklaşık 27 milyar dolar değerinde olduğunu ve 2027’de 733 milyar dolara ulaşmasının öngörüldüğünü aktarmaktadır. Tahmini bileşik yıllık büyüme oranı yüzde 42,2’dir.

Bu değer bir gözlem değil, 2020 yılında hazırlanmış bir gelecek tahminidir. Makalenin yayımlandığı tarihte 2027 henüz gerçekleşmediği için 733 milyar dolarlık değer doğrulanmış piyasa büyüklüğü olarak değil, rapordaki projeksiyon olarak okunmalıdır.

Ayrıca 2022 tarihli bir araştırmada şirketlerin yüzde 56’sının en az bir iş işlevinde yapay zekâ kullandığını bildirdiği, bu oranın 2021’de yüzde 50 olduğu aktarılmaktadır. Makale bu göstergeleri yapay zekânın kurumsal yaşamın içine hızla yerleştiğini anlatmak için kullanır.

Yapay Zekâ Çağındaki Dijital İnsan

Erken internet döneminin dijital insanı, başka insanlarla çevrim içi topluluklarda karşılaşan kişiydi. Yapay zekâ çağının dijital insanı ise insan dışı sistemlerle sürekli etkileşim içinde yaşayan kişidir.

Yapay zekâ sistemleri artık yalnızca verilen komutları yerine getiren pasif araçlar değildir. Kullanıcı davranışlarını tahmin edebilir, seçenekleri sıralayabilir, içerik önerebilir ve kimi durumlarda karar süreçlerine katılabilir.

Bu değişim dijital insanın gündelik deneyimini aşağıdaki biçimlerde dönüştürebilir:

  • Görülen haber ve içeriklerin algoritmik olarak sıralanması,
  • eğitim içeriğinin performansa göre kişiselleştirilmesi,
  • sağlık ve çalışma alanlarında otomatik öneriler sunulması,
  • insan davranışlarının geçmiş verilere göre tahmin edilmesi,
  • bazı kararların otomatik sistemlere devredilmesi.

İnsan-Makine Etkileşimi, Güven ve Özerklik

Makale, insan-makine etkileşimini yapay zekâ çağının temel antropolojik sorunlarından biri olarak görmektedir. İnsanlar bir sistemin önerisini kabul ettiğinde yalnızca teknik bir aracı kullanmaz; sistemin ürettiği değerlendirmeye belirli ölçüde güvenmiş olur.

Bu güvenin oluşması için sistemin nasıl karar verdiğinin bilinmesi gerekebilir. Ancak karmaşık yapay zekâ sistemlerinin karar süreçleri kullanıcı açısından çoğu zaman görünür değildir. Kişi sonuca ulaşabilir fakat sonucun neden üretildiğini anlayamayabilir.

Bu yapı, insanın karar sahibi olma niteliği hakkında temel bir gerilim yaratır. Sistemler karar vermeyi kolaylaştırırken insanın kendi yargı oluşturma pratiğini azaltabilir. Makale bu gerilimi özerklik, fail olma ve güven kavramları üzerinden tartışmaya açmaktadır.

Posthümanizm ve Transhümanizm

Çalışma, teknolojik dönüşümü posthümanizm ve transhümanizm tartışmalarıyla ilişkilendirmektedir.

Transhümanizm, insanların biyolojik ve bilişsel sınırlarının teknoloji yardımıyla aşılabileceğini savunan düşünce alanını ifade eder. Yapay organlar, beyin-bilgisayar bağlantıları veya bilişsel geliştirme teknolojileri insan kapasitesini değiştirebilir.

Posthümanizm ise insanı bütün anlam ve eylemin tek merkezi olarak gören anlayışı sorgular. İnsanların makineler, altyapılar, diğer canlılar ve çevreyle birlikte kurduğu ilişkileri incelemeye yönelir.

Makale bu kavramları ayrıntılı bir kuramsal model hâline getirmemektedir. Daha çok, yapay zekânın insan ile makine arasındaki sınırı tartışmalı hâle getirdiğini belirtmek için kullanmaktadır.

Yapay Zekâ ve Toplumsal Eşitsizlik

Çalışmanın önemli başlıklarından biri yapay zekânın toplumsal eşitsizlikleri azaltma veya artırma ihtimalidir. Dijital sistemlere erişim bütün bireyler ve toplumlar arasında eşit değildir. Veri, hesaplama gücü, eğitim ve dijital altyapı belirli kurum veya ülkelerde yoğunlaşabilir.

Ayrıca geçmiş verilerden öğrenen sistemler, geçmişteki toplumsal eşitsizlikleri yeniden üretebilir. Bir karar sistemi görünüşte teknik ve tarafsız olsa da kullandığı veriler toplumdaki ayrımcı örüntüleri taşıyabilir.

Makale bu noktada otomatik karar sistemlerinin yoksul ve dezavantajlı topluluklar üzerindeki etkilerini ele alan eleştirel çalışmalara başvurmaktadır. Ancak hangi algoritmik sistemlerin, hangi veri kümelerinin veya hangi toplumsal grupların nasıl etkilendiğine yönelik özgün bir vaka analizi sunmamaktadır.

İnternet, Sosyal Medya ve Yapay Zekâ Arasındaki Dönüşüm

Dijital dönemBaskın ortamKimlik biçimiTemel ilişkiÖne çıkan sorun
Erken internetForumlar ve bloglarAnonim, akışkan ve çokluİnsan–insan çevrim içi etkileşimiGerçek ve dijital kimlik arasındaki ayrım
Sosyal medyaProfiller ve platform ağlarıGörünür, seçilmiş ve performatifİnsan–izleyici–platform ilişkisiToplumsal onay, ekran süresi ve platform bağımlılığı
Yapay zekâ çağıÖneri ve otomatik karar sistemleriVeriye dayalı, tahmin edilen ve algoritmik olarak biçimlenenİnsan–makine ortak etkileşimiÖzerklik, gözetim, mahremiyet ve eşitsizlik

Çalışmanın Geleceğe Yönelttiği Sorular

Makale gelecek dijital antropoloji araştırmaları için üç temel soru önermektedir:

  1. Yapay zekâ gelecek kuşakların insan algısını ve kimliğini nasıl yeniden biçimlendirecektir?
  2. İnsanlarla yapay zekâ arasındaki ilişkileri hangi etik çerçeveler yönlendirecektir?
  3. Yapay zekâya artan bağımlılık toplumsal eşitsizliği, emeği ve kişisel eyleme kapasitesini nasıl etkileyecektir?

Bu sorular çalışmanın ampirik olarak yanıtladığı sorular değildir. Yazarın ileride yürütülecek araştırmalara sunduğu kavramsal gündemdir.

Çalışmanın Güçlü Yönleri

  • İnternet, sosyal medya ve yapay zekâyı birbirinden kopuk gelişmeler yerine tarihsel bir dönüşüm çizgisi içinde ele alması.
  • Dijital teknolojileri yalnızca teknik araçlar olarak değil, kimlik ve kültür oluşturan ortamlar olarak değerlendirmesi.
  • Erken internetin anonim kimlikleri ile sosyal medyanın performatif profilleri arasında anlaşılır bir ayrım kurması.
  • Z ve Alfa kuşaklarının farklı teknolojik çevrelerde yetiştiğine dikkat çekmesi.
  • Yapay zekâ tartışmasını özerklik, güven, gözetim ve eşitsizlik gibi antropolojik ve etik sorunlarla ilişkilendirmesi.
  • Dijital insan kavramını insan-makine etkileşimine doğru genişletmesi.
  • Gelecek araştırmaları için açık sorular ortaya koyması.

Çalışmanın Temel Sınırlılıkları

  • Özgün saha araştırması, etnografi, görüşme, anket veya deney bulunmamaktadır.
  • Çalışma sistematik derleme yöntemi kullanmamaktadır.
  • Kaynakların hangi arama ve seçim ölçütleriyle belirlendiği açıklanmamıştır.
  • “Empirik veri” olarak sunulan sayılar farklı rapor ve yıllardan seçilmiş ikincil göstergelerdir.
  • Farklı ülkelerden veya örneklemlerden alınan kuşak göstergeleri küresel ifadeler içinde kullanılmaktadır.
  • Z ve Alfa kuşağı kategorileri sabit doğum yılı aralıkları olarak kabul edilmiş, kuşak sınırlarının kuramsal tartışması yapılmamıştır.
  • Erken internet, sosyal medya ve yapay zekâ dönemleri oldukça geniş tarihsel genellemelerle sunulmuştur.
  • 1995 internet kullanıcısı sayısı ile yüzde 0,4’lük yaygınlık oranı arasında açık bir sayısal tutarsızlık bulunmaktadır.
  • 2027 yapay zekâ pazarı değeri gözlenmiş veri değil, 2020 tarihli bir projeksiyondur.
  • Yapay zekâ, posthümanizm ve transhümanizm kavramları geniş biçimde anılmakta, ancak aralarındaki kuramsal ayrımlar derinleştirilmemektedir.
  • Dijital teknolojilerin farklı ülke, sınıf, cinsiyet ve kültürel bağlamlarda oluşturduğu farklılıklar ayrıntılı biçimde incelenmemektedir.
  • Yapay zekânın insan kimliği üzerindeki gelecekteki etkileri, doğrulanmış bulgulardan çok ileriye yönelik yorumlardır.

Çalışma Ne Söylüyor?

  • İnternetin kimlik, topluluk ve kültürel etkileşim biçimlerini değiştirdiğini söylüyor.
  • Sosyal medyanın dijital kimliği görünür ve performatif bir yapıya dönüştürdüğünü savunuyor.
  • Z kuşağının sosyal medya ortamında, Alfa kuşağının ise yapay zekâ ortamında şekillendiğini ileri sürüyor.
  • Yapay zekânın insanlarla makineler arasındaki ilişkiyi daha karmaşık hâle getirdiğini belirtiyor.
  • Mahremiyet, gözetim, güven, özerklik ve toplumsal eşitsizliği temel araştırma alanları olarak gösteriyor.
  • İnsan olmanın anlamının teknolojik dönüşümlerle birlikte yeniden tartışılacağını öngörüyor.

Çalışma Ne Söylemiyor?

  • Belirli bir yapay zekâ sisteminin insan kimliğini nasıl değiştirdiğini deneysel olarak göstermiyor.
  • Z veya Alfa kuşağının bütün üyelerinin aynı dijital davranışlara sahip olduğunu kanıtlamıyor.
  • Sosyal medya kullanımının ruhsal sağlık sorunlarına kesin olarak neden olduğunu gösteren yeni veri sunmuyor.
  • Yapay zekânın insan özerkliğini mutlaka ortadan kaldıracağını söylemiyor.
  • Posthüman bir geleceğin gerçekleşeceğini bilimsel olarak kanıtlamıyor.
  • Yapay zekânın toplumsal eşitsizliği kesin olarak artıracağı veya azaltacağı sonucuna ulaşmıyor.
  • Sunulan küresel sayıların tamamını tek bir ortak veri setiyle yeniden analiz etmiyor.
  • Dijital antropoloji için doğrulanmış bir ölçüm aracı veya matematiksel model geliştirmiyor.

Gündelik Yaşam Açısından Önemi

Çalışmanın gündelik yaşama dönük en önemli katkısı, dijital teknolojilerin yalnızca kullanılan araçlar olmadığını hatırlatmasıdır. İnsanlar sosyal medyada ne paylaşacaklarına karar verirken, öneri algoritmalarının sunduğu içerikleri izlerken veya yapay zekâdan yardım alırken aynı zamanda kimliklerini ve çevreleriyle ilişkilerini biçimlendirmektedir.

Dijital antropolojik bakış, gündelik yaşamda şu soruların sorulmasını sağlar:

  • Çevrim içi profilimiz gerçek yaşamımızın ne kadarını, hangi seçilmiş bölümlerini gösteriyor?
  • Bir içeriği gerçekten kendimiz mi seçiyoruz, yoksa algoritmik sıralama mı dikkatimizi yönlendiriyor?
  • Dijital topluluklar aidiyet sağlarken hangi görüşleri görünmez bırakıyor?
  • Çocukların öğrenme verileri kimler tarafından toplanıyor ve nasıl kullanılıyor?
  • Yapay zekânın önerisini kabul ederken kararın gerekçesini anlayabiliyor muyuz?
  • Teknolojiye erişemeyen kişiler yeni toplumsal ve ekonomik fırsatların dışında mı kalıyor?
  • Dijital kolaylık arttıkça kendi karar verme ve araştırma becerilerimiz nasıl değişiyor?

Bunlar çalışmanın geliştirdiği doğrulanmış bir test veya ölçek değildir. Makalenin kavramsal tartışmasından çıkarılabilecek eleştirel düşünme sorularıdır.

Çalışmanın Yöntemi ve Bulguları

Araştırma Tasarımı

Çalışma türüKavramsal ve anlatısal literatür değerlendirmesi
Özgün saha çalışmasıYok
KatılımcıYok
Deney veya kontrol grubuYok
Görüşme veya etnografik gözlemYok
Özgün veri setiYok
İstatistiksel analizYok; ikincil kaynaklardaki betimleyici sayılar aktarılmıştır.
Sistematik derleme protokolüBelirtilmemiştir.
Temel inceleme ekseniErken internet, sosyal medya ve yapay zekâ çağlarının karşılaştırılması
Odak kuşaklarZ kuşağı ve Alfa kuşağı
Kaynak sayısı21

Kullanılan Kuramsal ve Kaynak Alanları

Çalışma tek bir antropolojik teoriye veya ampirik yönteme dayanmamaktadır. Aşağıdaki alanlardan seçilmiş kaynakları bir araya getirmektedir:

  • Ağ toplumu ve kültürel küreselleşme,
  • benliğin toplumsal sunumu,
  • çevrim içi topluluklar ve kişiselleştirilmiş ağlar,
  • dijital yerliler ve kuşak araştırmaları,
  • dijital aktivizm ve bağlantılı eylem,
  • sosyal medya ve gençlerin ruhsal sağlığı,
  • yapay zekâ etiği,
  • gözetim kapitalizmi,
  • otomatik sistemler ve toplumsal eşitsizlik,
  • transhümanizm ve posthüman gelecek tartışmaları.

Çalışmanın Analitik İlerlemesi

  1. 1990’ların internet ortamı kimlik denemeleri ve kültürel küreselleşme üzerinden açıklanmıştır.
  2. 1995 ile 2024 arasındaki internet yaygınlığı bir tabloyla gösterilmiştir.
  3. Sosyal medya döneminde kimlik sunumu ve çevrim içi topluluklar tartışılmıştır.
  4. Sosyal medya kullanıcısı sayısı ve günlük kullanım süresi aktarılmıştır.
  5. Z kuşağının dijital akıcılığı, küresel farkındalığı ve ruhsal sağlık riskleri ele alınmıştır.
  6. Alfa kuşağının yapay zekâyla bütünleşmiş öğrenme ve toplumsallaşma koşulları değerlendirilmiştir.
  7. Yapay zekâ pazar büyüklüğü ve şirketlerin yapay zekâ benimsemesiyle ilgili ikincil veriler sunulmuştur.
  8. İnsan-makine etkileşimi, posthümanizm ve toplumsal eşitsizlik tartışılmıştır.
  9. Gelecekteki dijital antropoloji araştırmaları için üç soru önerilmiştir.

Makaledeki Başlıca Sayısal Göstergeler

GöstergeÇalışmada verilen değerBilimsel statüsü
2024 küresel internet kullanıcıları5,3 milyar ve dünya nüfusunun %67’siİkincil kaynaktan aktarılan tahmin
2010 sosyal medya kullanıcılarıYaklaşık 970 milyonİkincil istatistik
2023 sosyal medya kullanıcıları4,9 milyarın üzerindeİkincil istatistik
2023 günlük sosyal medya süresi2 saat 31 dakikaKüresel ortalama olarak aktarılan rapor verisi
Z kuşağında akıllı telefon sahipliğiYaklaşık %98Kaynak bağlamı ana metinde ayrıntılandırılmamıştır.
“Neredeyse sürekli” çevrim içi olduğunu bildirenler%45Belirli bir araştırmadan aktarılan öz bildirim
Güncel olaylar için sosyal medya kullanan Z kuşağı%85Belirli bir araştırmadan aktarılan öz bildirim
2019 küresel yapay zekâ pazarıYaklaşık 27 milyar ABD dolarıPazar raporu değeri
2027 yapay zekâ pazarı733 milyar ABD dolarıGerçekleşmiş sonuç değil, gelecek projeksiyonu
2022’de en az bir işlevde yapay zekâ kullanan şirketler%56Kurumsal anketten aktarılan oran

“Bulgular” Nasıl Yorumlanmalıdır?

Çalışma kendi katılımcılarından veya saha gözlemlerinden üretilmiş istatistiksel bulgular sunmamaktadır. Bu nedenle makalenin sonuçları, bir deneyin veya örneklem analizinin bulguları olarak değil, kaynaklardan oluşturulmuş kavramsal çıkarımlar olarak okunmalıdır.

Kavramsal sonuçÇalışmadaki anlamıKanıt düzeyi
Dijital teknoloji kimliği dönüştürür.Anonim kimliklerden performatif sosyal medya profillerine geçiş yaşanmıştır.Kuramsal yorum ve önceki literatüre dayalı anlatı
Dijital ortamlar kültürel melezleşme üretir.Yerel kültürler küresel çevrim içi akımlarla birleşir.Kavramsal sentez
Z kuşağı sosyal medya tarafından biçimlenir.Kimlik, haber takibi ve toplumsal katılım çevrim içi ortamlara bağlıdır.İkincil kuşak literatürü
Alfa kuşağı yapay zekâyla birlikte gelişir.Öğrenme ve toplumsallaşma insan dışı akıllı sistemlerle aracılanabilir.İleriye yönelik kavramsal öngörü
Yapay zekâ insan özerkliğini tartışmaya açar.Sistemler tahmin ve karar süreçlerinde insanın yerine geçebilir.Etik ve felsefi değerlendirme
Yapay zekâ eşitsizliği etkileyebilir.Teknoloji mevcut eşitsizlikleri artırabilir veya azaltabilir.Eleştirel literatüre dayalı açık araştırma sorusu

Gelecek Araştırmalar İçin Gerekli Yöntemler

Çalışmanın ortaya koyduğu soruların daha güçlü biçimde yanıtlanabilmesi için aşağıdaki araştırma tasarımlarına ihtiyaç bulunmaktadır:

  • Farklı ülkelerde yürütülecek uzun süreli dijital etnografiler,
  • Z ve Alfa kuşaklarını yaş, sınıf, ülke ve kültür bakımından karşılaştıran çalışmalar,
  • Yapay zekâ destekli eğitim ortamlarında çocukların deneyimlerini inceleyen saha araştırmaları,
  • Algoritmik önerilerin kimlik ve karar davranışları üzerindeki etkisini sınayan deneyler,
  • Çocuk ve gençlerin yapay zekâ sistemlerine güvenini inceleyen görüşmeler,
  • Dijital erişim ve yapay zekâ kullanımındaki eşitsizlikleri ölçen temsil gücü yüksek anketler,
  • Platform algoritmaları ile kullanıcı kültürleri arasındaki karşılıklı ilişkiyi inceleyen çalışmalar,
  • Mahremiyet, gözetim ve kişisel özerklik için kültürler arası etik araştırmalar,
  • İkincil istatistiklerin güncel ve karşılaştırılabilir kaynaklarla yeniden doğrulanması,
  • İnternet, sosyal medya ve yapay zekâ dönemlerinin iç içe geçmiş yapısını inceleyen daha ayrıntılı tarihsel analizler.

Kaynak ve Yöntem Notu

Çalışmanın tam özgün adı:Digital Anthropology: Navigating Human Experience in the Age of Artificial Intelligence and Social Media

Yazarların tam listesi ve sıralaması: Abulgasem ISSA Al Mashai. Çalışma tek yazarlıdır.

Eş katkı: Yoktur.

Sorumlu yazar: SSRN kaydında Abulgasem Al Mashai iletişim yazarı olarak gösterilmektedir. Dergi sürümünde de yıldız işaretiyle sorumlu yazar olarak belirtilmiştir.

Kurumsal bağlantı: Libyan Authority for Scientific Research, Libya. Dergi sürümünde ayrıca “Independent researcher” ifadesi bulunmaktadır.

Çalışmanın yazım tarihi: 15 Mayıs 2025.

SSRN’ye yüklenme tarihi: 19 Mayıs 2025.

SSRN son düzeltme tarihi: 17 Temmuz 2025.

SSRN DOI’si: 10.2139/ssrn.5258483. Bu DOI, SSRN çalışma kaydını tanımlar.

Dergi sürümü:Digital Humanities, Social Science and Cultural Preservation, Cilt 1, Sayı 1, 2025, sayfa 1–4.

Dergi ISSN’si: 3069-2237.

Dergi sürümünün gönderim tarihi: 22 Mayıs 2025.

Dergi sürümünün kabul tarihi: 2 Haziran 2025.

Dergi sürümünün yayın tarihi: 10 Haziran 2025.

Yayınevi: International Prime Publications / PrimeOA Publications.

Makale türü: Kavramsal, anlatısal ve disiplinler arası değerlendirme.

Hakemlik durumu: Dergi ve yayınevi çalışmayı hakem değerlendirmesi yapılan yayın alanında sunmaktadır. Ancak açık hakem raporları veya değerlendirme sürecinin ayrıntıları bulunmadığından hakemlik bilgisi yayınevinin kendi beyanına dayanmaktadır.

SSRN resmî bağlantısı:SSRN çalışma kaydı

SSRN DOI bağlantısı:10.2139/ssrn.5258483

Dergi sürümünün resmî PDF bağlantısı:Digital Humanities, Social Science and Cultural Preservation sürümü

Bu Türkçe makale, kullanıcının yüklediği altı sayfalık PDF’nin bütün metni, tablosu, sayısal göstergeleri, sonuç bölümü ve kaynakçası incelenerek hazırlanmıştır. Çalışmada bulunmayan yeni bir deneysel, nedensel veya klinik iddia eklenmemiştir.

Çalışma “ampirik verilerin ve kuramsal çerçevelerin bütünleştirildiğini” ifade etse de yeni ampirik veri üretmemektedir. Makaledeki sayılar önceki rapor ve araştırmalardan alınmış ikincil göstergelerdir. Bu nedenle çalışma özgün ampirik araştırma olarak değil, kavramsal ve anlatısal sentez olarak sınıflandırılmıştır.

Makale sistematik derleme değildir. Veri tabanları, arama terimleri, tarih aralıkları, dâhil etme ve dışlama ölçütleri veya kaynak kalite değerlendirmesi sunulmamıştır.

1995 internet kullanıcısı sayısında bulunan birim ve oran tutarsızlığı sessizce düzeltilmemiştir. Çalışmadaki “0,0000235 milyar kullanıcı” değeri ile dünya nüfusunun yüzde 0,4’ü ifadesinin matematiksel olarak uyuşmadığı açıkça belirtilmiştir.

2027 yapay zekâ pazarı büyüklüğü gerçekleşmiş bir ölçüm değil, 2020 tarihli bir piyasa raporunda yer alan projeksiyondur. Kuşaklara ilişkin yüzdeler de bütün dünya nüfusunu temsil eden evrensel oranlar olarak yorumlanmamalıdır; makale bu göstergelerin örneklem ve coğrafi sınırlarını yeterince ayrıntılandırmamaktadır.

Makaledeki yapay zekâ, posthümanizm ve gelecek kuşaklara ilişkin açıklamaların bir bölümü doğrulanmış sonuç değil, kuramsal değerlendirme ve geleceğe yönelik öngörüdür.

Meta Etiketler

dijital antropoloji, dijital kimlik, yapay zekâ ve insan, Z ve Alfa kuşağı, sosyal medya kültürü


Paylaş:

Yorumlar incelendikten sonra yayımlanır.Gönderdiğiniz yorum onay sürecine alınır ve uygun bulunduğunda görünür hâle gelir.

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir

Your experience on this site will be improved by allowing cookies Cookie Policy