Akademik araştırmalar, anlaşılır dil

Verianla | Akademik Araştırmalardan Türkçe Ekonomi ve Bilim İçerikleri

27 Eylül 2026, Pazar
VERİANLABağımsız bilim yayıncılığı
Menüyü aç veya kapat
...
Home / Sağlık Bilimleri / Halk Sağlığı / Diyalojik Yeme: Gıda Deneyimini Duyusal İfade ve Kentsel Duyarlılık İçin Bir Protokol Olarak Tasarlamak
Halk Sağlığı

Diyalojik Yeme: Gıda Deneyimini Duyusal İfade ve Kentsel Duyarlılık İçin Bir Protokol Olarak Tasarlamak

Bu çalışma, yeme ve içme deneyimini yalnız gastronomik tüketim olarak değil, söz öncesi ve bedensel duyusal bilgiyi açığa çıkaran, paylaşılabilir hâle getiren ve kentsel deneyim tasarımına taşıyan bir diyalog yöntemi olarak yeniden tanımlamaktadır.

14/09/2026  Veri Anla 86 görüntüleme
Diyalojik Yeme: Gıda Deneyimini Duyusal İfade ve Kentsel Duyarlılık İçin Bir Protokol Olarak Tasarlamak

Bu çalışma, yeme ve içme deneyimini yalnız gastronomik tüketim olarak değil, söz öncesi ve bedensel duyusal bilgiyi açığa çıkaran, paylaşılabilir hâle getiren ve kentsel deneyim tasarımına taşıyan bir diyalog yöntemi olarak yeniden tanımlamaktadır. Yazar bu yaklaşımı Dialogic Eating (Taiwagata Inshoku) olarak adlandırmaktadır. Yöntem, Visual Thinking Strategies gibi sanat temelli diyalog tekniklerinin güçlü yönlerini korurken, görsel sanat hakkında konuşma konusunda ön bilgi veya estetik özgüven gerektirebilecek katılım bariyerlerini gıda üzerinden düşürmeyi amaçlamaktadır.

Dialogic Eating’in temel varsayımı, herkesin sanat eğitimi almamış olabileceği ancak hemen herkesin yeme, içme, koklama, dokunma ve sıcaklığı algılama üzerinden gelişmiş bir bedensel duyusal repertuvara sahip olduğudur. Yöntem, adı ve bağlamı önceden açıklanmayan bir yiyecek veya içecekle karşılaşan kişinin önce bedensel tepkisini, ardından anı, sahne, metafor ve mekân çağrışımlarını ifade etmesini teşvik eder. Böylece duyusal bilgi doğrudan “tatlı, acı, çiçeksi” gibi sınırlı betimlemelerle değil, “neredesin?”, “hangi zaman?”, “kim var?” gibi sahne kuran sorularla dışsallaştırılır.

Makale, 2025–2026 döneminde FabCafe Osaka ve ilişkili programlarda yaklaşık 256 katılımcıyla yürütülen Anparfait, Hon wo Nomu, Kemono Ato Michi ve profesyonel salon uygulamalarından hareketle üç işlevli bir model önermektedir: duyusal çeviri, ilişkisel üretim ve kentsel deneyim tasarımına bağlantı. Çalışma ayrıca kimliği gizli bir içecekle karşılaşmada dört aşamalı duyusal sorgulama dizisi ile oturum sonrasında algısal duyarlılığın bir süre devam edebileceğini öne süren sensibility-switching etkisini uygulayıcı bulguları olarak raporlamaktadır.

Dialogic Eating Nedir?

Dialogic Eating, yiyecek ve içecek deneyimini kullanarak söze dökülmeden önce var olan bedensel-duyusal bilgiyi açığa çıkaran, onu metafor, anı, sahne ve mekânsal çağrışımlar aracılığıyla paylaşılabilir hâle getiren uygulama-temelli bir diyalog yöntemidir.

Yöntemin başlangıç problemi şudur:

İnsanlar çoğu zaman bir mekân, atmosfer veya deneyim hakkında güçlü bir his taşır ancak bunu profesyonel dille açıklamakta zorlanır.

Örneğin:

  • “Bu köşe iyi hissettiriyor.”
  • “İnsanlar burada daha uzun kalıyor.”
  • “Burada bir şey eksik.”

gibi yargılar gerçek deneyime dayanabilir fakat:

  • KPI,
  • tasarım brief’i,
  • rapor,
  • anket,
  • performans göstergesi

gibi araçlarla kolayca ifade edilemeyebilir.

Dialogic Eating bu boşluğu beden üzerinden açmaya çalışmaktadır.

Gıda Neden Sanata Göre Daha Düşük Bir Katılım Eşiği Sunabilir?

Çalışmaya göre görsel sanat hakkında kamusal yorum yapmak bazı katılımcılarda estetik yeterlik veya “doğru cevap verme” baskısı yaratabilirken, yeme ve içme herkesin gündelik bedensel deneyimine ait olduğu için daha düşük bir başlangıç eşiği sunabilir.

VTS ve erişim problemi

Visual Thinking Strategies üç temel soruyla açık uçlu görsel yorum üretir:

  • Bu resimde neler oluyor?
  • Bunu söylemene ne sebep oluyor?
  • Başka ne bulabiliriz?

Kaynak VTS’nin etkisini reddetmemektedir.

Sorun, herkesin görsel sanat hakkında düşüncelerini kamusal olarak ifade etmeye aynı ölçüde hazır olmamasıdır.

Japonya’da kaynakta aktarılan 2019 araştırmasına göre kültürel etkinliğe katılmayanların:

  • %35,4’ü “ilgim yok” demiş,
  • %22,8’i belirli bir neden vermemiştir.

Yazar bu iki grubu birlikte %58,2 olarak yorumlayarak kültürel katılım yönelimi düşük geniş bir kitleye dikkat çekmektedir.

Yeme ve içmenin farkı

Bir kişi belirli bir mutfağı tanımayabilir fakat:

  • tat alma,
  • koklama,
  • doku algılama,
  • sıcaklık hissetme,
  • çıtırtı veya akış sesi duyma

gibi duyusal eylemler için özel estetik eğitim gerekmez.

Bu nedenle yöntem “sanatı bilme” eşiğini “bedeni fark etme” eşiğine taşımaktadır.

Koku ve Tat Neden Güçlü Otobiyografik Anılar Üretebilir?

Kaynağın dayandığı nörobilim literatürüne göre koku ile tetiklenen otobiyografik anılar özellikle eski, canlı, duygusal ve limbik özellik gösterebilir; bu nedenle tat ve koku, soyut tanımdan çok sahne biçiminde anıların ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.

LOVER profili

Kaynak Larsson ve arkadaşlarının 2014 çalışmasındaki LOVER kısaltmasını kullanmaktadır:

HarfAnlam
LLimbic
OOld
VVivid
EEmotional
RRare

Kaynak ayrıca koku kaynaklı anıların yaklaşık beş yaş civarındaki erken çocukluk dönemine daha fazla uzanabildiğini, görsel ve sözel ipuçlarının ise daha çok ergenlik ve genç yetişkinlik dönemlerine yoğunlaşabildiğini aktarmaktadır.

“Görsel sahne hafızası”

Dialogic Eating pratiğinde yazarın önemli gözlemi, insanların:

“Bu tat çiçeksi.”

demek yerine sıklıkla:

“Büyükannemin evindeki tatami odasını hatırlattı.”

veya:

“Çocukken top oynadığım çimenlerin kokusu.”

gibi mekânsal sahneler üretmesidir.

Yazar bu ifadeleri süsleyici metafor değil, bedenin taşıdığı otobiyografik duyusal bilginin dışavurumu olarak yorumlamaktadır.

Dialogic Eating’de Neden Uyaranın Kimliği Gizleniyor?

Çalışmaya göre marka, isim, ambalaj ve açıklama duyusal deneyimi daha başlamadan yorumlayabildiği için kimliği gizlenen bir içecek katılımcıyı önceden belirlenmiş beklentiyi doğrulamak yerine aktif olarak araştırmaya yöneltebilir.

Örneğin kişi bir içeceğin “sencha” olduğunu bilirse:

  • rengi,
  • kokusu,
  • tadı

önceden oluşmuş kategori beklentileri üzerinden yorumlanabilir.

Kimlik gizlendiğinde ise kişi:

“Bu ne?”

sorusuyla başlar.

Kaynak bunu investigative mode — araştırıcı algı modu olarak tanımlamaktadır.

Dört Aşamalı Duyusal Etkileşim Dizisi Nedir?

Kaynakta uygulayıcı gözlemlerine göre adı açıklanmayan bir içecekle karşılaşan katılımcılar sıklıkla önce temkinli ve tekrarlanan koklama, ardından tereddütlü ilk yudum, devam eden tatma ve son olarak art tada odaklanma şeklinde dört aşamalı bir duyusal sorgulama dizisi göstermektedir.

  1. Temkinli, tekrarlanan koklama
  2. Tereddütlü ilk yudum
  3. Devam eden, daha kararlı tatma
  4. Art tada odaklanarak bekleme

Yazar açısından bu sıra sıradan tüketimi bir perceptual inquiry — algısal soruşturmaya dönüştürmektedir.

Bu dört aşamalı dizinin sistematik deneysel ölçümle doğrulanmadığı önemlidir; kaynakta tekrar eden uygulayıcı gözlemi olarak sunulmaktadır.

Çalışmanın Yöntemi ve Bulguları

Araştırma yaklaşımı

Çalışma kontrollü deney veya formal insan-denek araştırması değildir.

Yöntem:

  • uygulama-temelli araştırma,
  • uygulayıcı gözlemleri,
  • program kayıtları,
  • ilgili psikoloji ve kent çalışmaları literatürünün sentezi

üzerine kuruludur.

Uygulanan dört ana program

Anparfait Programı Nasıl Çalışıyor?

Anparfait, tek bir yiyecek veya içeceğin katılımcıda çağrıştırdığı sahne, mekân, zaman ve ilişkiyi söze döktürerek duyusal deneyimi “çeviri problemi”ne dönüştüren bir Dialogic Eating formatıdır.

Katılımcıya:

  • “Tadı nasıl?”

yerine:

  • “Neredesin?”
  • “Saat kaç?”
  • “Yanında kim var?”

gibi sorular sorulmaktadır.

Böylece “tatlı”, “acı”, “çiçeksi” yerine daha zengin mekânsal ve anlatısal ifadeler hedeflenmektedir.

Anparfait oturumları

  • Vol. 1 — 27 Haziran 2025 — 14 katılımcı
  • Vol. 2 — 15 Ekim 2025 — 19 katılımcı

Hon wo Nomu — Drinking Books Nedir?

Hon wo Nomu, bir kitabın anlatısal ve duygusal dünyasının bir içeceğe çevrilmesi ve katılımcıların kitabın adı açıklanmadan önce yalnız içeceği deneyimleyerek kitabın dünyasına duyusal bir giriş yapması üzerine kurulu bir programdır.

Programın temel mantığı:

Kitabı okumadan önce içeceğini deneyimle.

Bir konuk, kendisi için önemli bir kitabı içecek tasarımcısıyla birlikte:

  • sıcaklık,
  • fermantasyon,
  • acı/tatlı dengesi,
  • aroma,
  • bitiş hissi

üzerinden içeceğe dönüştürmektedir.

Katılımcı önce içeceği tadar, sonra sahne ve duyusal çağrışımlarını paylaşır, en son kitap açıklanır.

Yazar açısından tasarımcının niyeti ile katılımcının algısı arasındaki fark hata değil, oturumun yaratıcı malzemesidir.

Hon wo Nomu oturumları

  • Vol. 1 — 3 Eylül 2025 — yaklaşık 30 kişi
  • Vol. 2 — 16 Ekim 2025 — 24 kişi
  • Kinki University — 12 Kasım 2025 — yaklaşık 25 kişi
  • Vol. 3 — 17 Aralık 2025 — 17 kişi
  • Vol. 4 — 17 Aralık 2025 — 17 kişi

Kemono Ato Michi — Beast Trail Nedir?

Kemono Ato Michi, avcılık ve iz sürmenin “izleri fark et, karar ver, yaklaş, tat ve yorumla” mantığını kentsel veya yarı-vahşi bir deneyime çeviren ve katılımcının çevresel duyarlılığını yeniden harekete geçirmeyi amaçlayan programdır.

Kaynak bu programdaki fenomenolojik diziyi:

Kokla → Tereddüt et → Yaklaş → Tat → Tepki ver → Konuş

olarak tanımlar.

17–18 Nisan 2026’da yaklaşık 70 kişiyle iki oturum gerçekleştirilmiştir.

Profesyonel Salonlarda Ne Test Edildi?

Profesyonel Dialogic Eating salonları, yöntemin kentsel planlama, yeni iş geliştirme ve otel personeli eğitimi gibi kurumsal bağlamlara aktarılabilirliğini test etmek amacıyla düzenlenmiştir.

2026’da kaynakta verilen uygulamalar:

  • Town development salon — 2 oturum — yaklaşık 20 kişi
  • New business incubation salon — 3 oturum — yaklaşık 15 kişi
  • Hotel staff salon — 1 oturum — yaklaşık 5 kişi

Toplam uygulama verisi

Kaynağın Tablo 1’inde 2025–2026 arasında yaklaşık:

256 katılımcı

raporlanmaktadır.

Bu sayı formal deney örneklemi olarak değil, pratik programların toplam katılımı olarak yorumlanmalıdır.

Üç İşlevli Dialogic Eating Modeli

Dialogic Eating’in Birinci İşlevi Nedir?

Birinci işlev, bedenin sözel olarak henüz ifade edilmemiş duyusal bilgisini anı, metafor, sahne ve imge aracılığıyla paylaşılabilir dile çevirmek olan sensory translation — duyusal çeviridir.

Süreç şu şekilde işler:

Duyusal uyaran → bedensel tepki → anı → sahne → metafor → dil

Amaç uyaranı “doğru tarif etmek” değildir.

Amaç, bedenin zaten sahip olduğu bilgiyi dışsallaştırmaktır.

İkinci İşlev: Relational Generation Nedir?

Relational generation, aynı duyusal uyaranın farklı katılımcılarda farklı anılar ve sahneler üretmesinin karşılaştırılması yoluyla kişiler arasında yeni ilişkisel bilgi ve empati alanı oluşturulmasıdır.

Örneğin aynı içecek bir kişiye:

“orman”

başka birine:

“deniz kenarı pazarı”

hatırlatabilir.

Dialogic Eating’de bu fark çözülmesi gereken bir anlaşmazlık değildir.

Tersine:

“Aynı şey neden sende bunu, bende bunu çağrıştırdı?”

sorusu ilişkisel bilginin başlangıcıdır.

VTS ile temel fark

VTS’de katılımcılar ortak görsel nesne hakkında yorumlarını karşılaştırır.

Dialogic Eating’de amaç tek bir ortak yoruma ulaşmak değil:

resonance without erasure — farklılığı silmeden rezonans

üretmektir.

Üçüncü İşlev Kentsel Deneyim Tasarımına Nasıl Bağlanıyor?

Üçüncü işlev, duyusal çeviri becerisini masa başındaki gıda deneyiminden çıkarıp kentsel mekânların ışık, koku, ses, sıcaklık, nem ve bedensel his gibi nicel KPI’larla tam yakalanamayan özelliklerini ifade etmeye ve tasarım kararlarına taşımaya çalışmaktır.

Kaynağın yaklaşımında şehir öncelikle bedenle deneyimlenir.

İnsan:

  • yürür,
  • koklar,
  • ısıyı hisseder,
  • sesi duyar,
  • ışıktan etkilenir,
  • bazı mekânlara yaklaşır, bazılarından uzaklaşır.

Bu nedenle kentsel değer yalnız:

  • ziyaretçi sayısı,
  • gelir,
  • yaya akışı,
  • kullanım süresi

gibi göstergelerden ibaret değildir.

Sensibility Urbanism

Kaynak bu yaklaşımı Sensibility Urbanism (Kansei Toshi-ron) çerçevesine yerleştirmektedir.

Temel öneri:

Bir şehrin değeri yalnız işlevinde değil, beden tarafından nasıl hissedildiğinde de oluşur.

Dialogic Eating bu bedensel bilgiyi söze dökmek için düşük-riskli bir eğitim alanı olarak kullanılmaktadır.

Sensibility-Switching ve Sınırlılıklar

Sensibility-Switching Effect Nedir?

Sensibility-switching effect, Dialogic Eating oturumunda ortaya çıkan yoğun duyusal dikkat hâlinin bazı katılımcılarda oturum sonrasında da devam ettiği ve kişilerin günler boyunca koku, ışık, mekân ve duygusal çağrışımları normalden daha belirgin fark ettiklerini bildirdiği uygulayıcı gözlemidir.

Kaynakta katılımcıların oturum sonrasında:

  • normalde fark etmedikleri kokulara dikkat ettikleri,
  • tanıdık alanlardaki ışığı daha bilinçli algıladıkları,
  • konuşmalarının daha çağrışımsal ve duygusal kaldığını bildirdikleri

aktarılmaktadır.

Ancak bu etkiler formal follow-up ölçümle doğrulanmamıştır.

Bu nedenle sensibility-switching:

kanıtlanmış kalıcı etki değil, test edilmesi gereken uygulayıcı hipotezidir.

Dialogic Eating Kültürel Olarak Evrensel midir?

Kaynak, yeme ve içme eyleminin genel olarak evrensel duyusal repertuvara ait olduğunu savunurken belirli yiyeceklerin ve içeceklerin kültürel olarak tarafsız olmadığını ve aynı uyaranın farklı kültürel geçmişlerde çok farklı anlamlar taşıyabileceğini açıkça kabul etmektedir.

Örneğin:

  • fermente bir tat bir kişi için tanıdık,
  • başkası için rahatsız edici,
  • belirli bir bitki bir kişi için ev hissi,
  • başkası için yabancılık hissi

yaratabilir.

Yazar bunu hata değil tasarım parametresi olarak görmektedir.

Temel metodolojik sınırlılıklar

  • Kontrollü koşullar bulunmamaktadır.
  • Karşılaştırma grubu yoktur.
  • Yapılandırılmış katılımcı veri toplaması yapılmamıştır.
  • Uygulayıcı aynı zamanda araştırmacıdır.
  • Katılımcı düzeyinde veri kamuya açık değildir.
  • Gözlemler practitioner essays ve program kayıtlarına dayanmaktadır.

Gelecekte Hangi Araştırmalar Öneriliyor?

Çalışma, Dialogic Eating’in iddialarını güçlendirmek için görsel-sahne anılarının sistematik kodlanmasını, VTS ile doğrudan karşılaştırmalı çalışmalar yapılmasını, sensibility-switching etkisinin uzunlamasına izlenmesini ve yöntemin farklı kültürlerde yeniden test edilmesini önermektedir.

Önerilen araştırma alanları

  • Katılımcı dilinin mekânsal, zamansal ve ilişkisel kodlanması.
  • Yaş ve kültürel geçmişe göre farklılık analizi.
  • Önceki estetik deneyimin etkisi.
  • Aynı katılımcılarda VTS vs Dialogic Eating karşılaştırması.
  • Oturum sonrası duyusal dikkat değişiminin ölçülmesi.
  • Çapraz-kültürel tekrar çalışmaları.

Etik sorular

Kaynak ayrıca şu soruları açık bırakmaktadır:

  • Katılımcının anısını yorumlama yetkisi kimdedir?
  • Kolaylaştırıcı güç ilişkisi nasıl yönetilmelidir?
  • Özel otobiyografik materyal akademik veya politik bağlama aktarılırken hangi sınırlar korunmalıdır?

Çalışmanın desteklediği sonuçlar

  • Yeme ve içme çok-duyulu deneyimlerdir.
  • Koku, canlı ve duygusal otobiyografik anıları tetikleyebilir.
  • Gıda, sanat temelli diyaloga göre bazı katılımcılar için daha düşük erişim eşiği sağlayabilir.
  • Aynı duyusal uyaran farklı kişilerde farklı sahne ve anılar üretebilir.
  • Yaklaşık 256 kişiyle çeşitli pratik bağlamlarda yöntem uygulanmıştır.
  • Kentsel deneyim yalnız KPI’larla tam olarak açıklanamayabilir.

Çalışmanın desteklemediği sonuçlar

  • Dialogic Eating’in VTS’den evrensel olarak üstün olduğu gösterilmemektedir.
  • Dört aşamalı dizinin bütün insanlarda zorunlu olduğu kanıtlanmamaktadır.
  • Sensibility-switching etkisinin kalıcı olduğu ampirik olarak gösterilmemektedir.
  • 256 katılımcı kontrollü araştırma örneklemi değildir.
  • Belirli bir içeceğin aynı anıyı bütün insanlarda üreteceği savunulmamaktadır.
  • Gıda tamamen kültürden bağımsız duyusal uyaran değildir.

Kaynak ve Yöntem Notu

Özgün başlık: Dialogic Eating: Designing Food Experience as a Protocol for Sensory Articulation and Urban Sensibility

Yazar: Kazuto Kojima (Hamo)

Kurum: Loftwork Inc. / FabCafe Osaka, Tenma–Minamimorimachi, Osaka, Japan

Tarih: 20 Mayıs 2026

Sürüm: Preprint manuscript v1.0

Web: sensibility.city

Çalışma türü: Practice-based theoretical methodology paper.

Ana kavramlar: Dialogic Eating, sensory articulation, embodied dialogue, autobiographical memory, Sensibility Urbanism.

Uygulama dönemi: 2025–2026.

Toplam pratik katılım: Yaklaşık 256 kişi.

Programlar: Anparfait, Hon wo Nomu, Kemono Ato Michi ve profesyonel Dialogic Eating salonları.

Üç işlev: Sensory translation, relational generation, connection to urban experience design.

Önerilen dört aşamalı dizi: Cautious smelling → hesitant first sip → continued tasting → dwelling in the aftertaste.

Özgün uygulayıcı kavramı: Sensibility-switching effect.

Başlıca teorik kaynaklar: Yenawine (2013), Housen (2002), Larsson ve arkadaşları (2014), Herz (2016), Jönsson ve arkadaşları (2021), Degen & Rose (2012), Rodaway (1994), Pratley & Hyma (2025), Merleau-Ponty (1945).

Çıkar çatışması / rol notu: Yazar, Section 3’te tanımlanan programların practitioner-designer’ıdır ve researcher-practitioner ikili rolünü yöntemin bir sınırlılığı olarak açıkça belirtmektedir.

AI kullanım açıklaması: Üretken AI araçları dil düzenleme, yapısal iyileştirme ve başvuru metadatasının hazırlanmasında kullanılmıştır; yazar nihai metni incelemiş ve tüm iddia, kaynak ve yorumların sorumluluğunu üstlenmiştir.

Veri erişimi: Katılımcı düzeyinde veri kamuya açık değildir; programlar formal insan-denek araştırması olarak yürütülmemiştir.

Preprint notu: Kaynak, Zenodo ve SSRN’de preprint olarak depozito edilmek üzere hazırlandığını; DOI veya SSRN sayfası atandığında atıf bilgilerinin güncellenmesi gerektiğini belirtmektedir.

Temel yorum sınırı: Dialogic Eating umut verici ve sistematikleştirilmiş bir uygulama metodolojisi olarak sunulmaktadır; ancak erişilebilirlik, dört aşamalı süreç ve sensibility-switching gibi merkezi iddialar için bağımsız kontrollü doğrulama henüz gereklidir.


Paylaş:

Yorumlar incelendikten sonra yayımlanır.Gönderdiğiniz yorum onay sürecine alınır ve uygun bulunduğunda görünür hâle gelir.

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir

Your experience on this site will be improved by allowing cookies Cookie Policy