
Bu çalışma, adli toksikolojide çok kritik bir sorunu inceliyor: Bir kişinin ölümünden sonra kanında ölçülen ilaç veya madde düzeyi, her zaman ölüm anındaki gerçek düzeyi göstermeyebilir. Bunun temel nedeni post-mortem redistribution, yani ölüm sonrası yeniden dağılım olarak bilinen süreçtir. Ölümden sonra vücutta hücre parçalanması, doku bozulması, difüzyon, pıhtılaşma, çürüme ve organlardan kana madde geçişi gibi süreçler devam edebilir. Bu nedenle otopside alınan kan örneğinde ölçülen bir ilaç konsantrasyonu, kişinin ölmeden hemen önceki kan düzeyiyle aynı olmayabilir.
Araştırma, Güney Afrika’nın Cape Town kentindeki Salt River Adli Patoloji Morgu’na kabul edilen şüpheli doğal olmayan ölüm vakalarında yürütülmüştür. Çalışmada 109 vaka analiz edilmiş, bunların 61’inde yani yaklaşık %56’sında hedeflenen 29 ilaç/madde panelinden en az biri tespit edilmiştir. Araştırmacılar üç farklı kan örneğini karşılaştırmıştır: morga kabul sırasında alınan femoral kan, otopsi sırasında alınan femoral kan ve otopsi sırasında alınan kalp kanı. Bu karşılaştırma, ölümden sonra ilaç düzeylerinin vücutta hangi yönde ve ne kadar değişebileceğini anlamak için yapılmıştır.
Çalışmanın en önemli bulgularından biri, metamfetaminin farklı örnek türleri arasında anlamlı düzeyde değişim göstermesidir. Amfetamin ve THC-COOH için de belirli örnek karşılaştırmalarında anlamlı farklar bulunmuştur. Buna karşılık, özellikle Güney Afrika bağlamında önemli bir madde olan methaqualone için anlamlı post-mortem yeniden dağılım gözlenmemiştir. Araştırmacılara göre bu, methaqualone’un ölüm sonrası yeniden dağılımı konusunda literatürdeki önemli bir boşluğu dolduran ilk verilerden biridir.
Çalışma, hakem değerlendirmesinden geçmemiş bir preprint olduğu için sonuçlar dikkatli okunmalıdır. Ancak adli toksikoloji açısından önemli bir noktayı güçlü biçimde gösterir: Ölüm sonrası toksikoloji raporları yalnızca “kanda şu kadar madde bulundu” şeklinde yorumlanmamalıdır. Örneğin maddenin hangi damardan alındığı, örneğin ne zaman alındığı, otopsiye kadar geçen süre, kişinin ölüm şekli, vücuttaki doku değişimleri, örneğin saklama koşulları ve maddenin farmakokinetik özellikleri birlikte değerlendirilmelidir.
Adli toksikoloji, ölüm olaylarında ilaçların, uyuşturucu maddelerin, zehirlerin veya diğer kimyasal maddelerin ölümde rol oynayıp oynamadığını anlamaya çalışır. Ancak bu alanın en zor taraflarından biri şudur: Bir insan öldükten sonra vücut biyolojik olarak tamamen “donmuş” bir sistem hâline gelmez. Hücreler parçalanmaya başlar, dokular geçirgenliğini değiştirir, organlardaki maddeler kana sızabilir, bakteriyel faaliyet bazı maddeleri parçalayabilir veya yeni yan ürünler oluşturabilir. Bu yüzden otopsi sırasında ölçülen bir ilaç düzeyi, ölüm anındaki ilaç düzeyinin doğrudan ve basit bir kopyası değildir.
Çalışmanın temel problemi tam olarak bu noktada ortaya çıkar: Otopside ölçülen kan ilaç konsantrasyonu, ölüm anındaki konsantrasyonu ne kadar doğru temsil eder? Eğer bu soru dikkatli ele alınmazsa, bir ölümde ilacın gerçekten öldürücü düzeyde olup olmadığı yanlış yorumlanabilir. Bu yalnızca laboratuvar açısından teknik bir mesele değildir; ölüm nedeni, adli soruşturma, ailelere verilen açıklama, mahkeme süreci ve halk sağlığı verileri açısından da çok önemlidir.
Çalışmanın odağındaki kavram post-mortem redistribution ya da kısaca PMRdir. Türkçede bunu ölüm sonrası yeniden dağılım olarak ifade edebiliriz. PMR, ölümden sonra ilaç veya madde konsantrasyonlarının vücudun farklı bölgelerinde zamana ve örnek alınan anatomik bölgeye bağlı olarak değişmesidir. Örneğin kalp kanındaki madde düzeyi, femoral yani uyluk bölgesindeki periferik kan düzeyinden daha yüksek çıkabilir. Bunun nedeni kalbin mide, karaciğer, akciğer gibi yüksek madde birikimi olabilecek organlara daha yakın olmasıdır.
Çalışmada yer alan şematik görsel, bu süreci anlaşılır hâle getirir. Şekilde, ilaçların ölümden sonra yüksek konsantrasyonlu doku veya organ depolarından kan kaynaklarına doğru yayılabileceği olası difüzyon yolları gösterilir. Bu, gündelik bir benzetmeyle şöyle düşünülebilir: Kapalı bir kapta yoğun renkli bir sıvı belirli bir bölgede birikmişse ve zamanla çevresindeki sıvıya karışmaya başlıyorsa, ölçüm yaptığınız nokta sonuca etki eder. Rengi tam kaynağın yakınından ölçerseniz daha yoğun, daha uzaktan ölçerseniz daha düşük değer görebilirsiniz. İnsan vücudunda da ölümden sonra bazı ilaçlar mide, karaciğer, akciğer, kalp dokusu veya yağ dokusu gibi rezervuar bölgelerden kana geçebilir.
Bu nedenle adli toksikolojide örneğin nereden alındığı çok önemlidir. Çalışma özellikle kalp kanı ile femoral kan arasındaki farklara odaklanır. Kalp kanı merkezî kan olarak kabul edilir ve çevredeki organlardan etkilenmeye daha açıktır. Femoral kan ise periferik bir örnektir ve genellikle ölüm sonrası yeniden dağılımdan daha az etkilenmesi beklenir. Bu nedenle birçok adli toksikoloji uygulamasında otopsi sırasında mümkünse femoral kan tercih edilir.
Çalışmada kullanılan temel oranlardan biri C/P ratio, yani kalp/periferik kan oranıdır. Araştırmanın mantığı şu temel ilişkiyle ifade edilebilir:
\[ C/P = \frac{\text{kalp kanındaki ilaç konsantrasyonu}}{\text{periferik veya femoral kandaki ilaç konsantrasyonu}} \]
Bu formülde C, cardiac blood yani kalp kanındaki ilaç konsantrasyonunu; P ise peripheral blood yani periferik kanı, bu çalışmada esas olarak femoral kanı temsil eder. Oran 1’den büyükse, kalp kanındaki ilaç düzeyi femoral kandakinden daha yüksektir. Literatürde birçok madde için C/P > 1 olması, o maddenin ölüm sonrası yeniden dağılıma yatkın olabileceği şeklinde yorumlanır. Ancak çalışma bu oranın tek başına kesin kanıt olmadığını, vaka bağlamıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgular.
Araştırmada ayrıca kabul femoral kanı ile otopsi femoral kanı ve kalp kanı ile otopsi femoral kanı arasındaki oranlar da kullanılır. Bunlar çalışmanın örnekleme yapısına özgü iki önemli karşılaştırmadır:
\[ F2/F1 = \frac{\text{otopsi sırasında alınan femoral kan konsantrasyonu}}{\text{morga kabul sırasında alınan femoral kan konsantrasyonu}} \]
Bu formülde F1, morga kabul sırasında alınan femoral kan örneğini; F2, otopsi sırasında alınan femoral kan örneğini ifade eder. Bu oran, aynı anatomik bölgeden fakat farklı zamanlarda alınan örnekler arasındaki değişimi anlamaya yarar. Eğer F2/F1 oranı yükselmişse, otopsi zamanındaki femoral konsantrasyon kabul zamanındaki femoral konsantrasyondan daha yüksek demektir.
\[ C/F2 = \frac{\text{otopsi sırasında alınan kalp kanı konsantrasyonu}}{\text{otopsi sırasında alınan femoral kan konsantrasyonu}} \]
Bu formülde C, otopsi sırasında alınan kalp kanını; F2, otopsi sırasında alınan femoral kanı gösterir. Bu oran, aynı otopsi döneminde merkezî ve periferik kan arasındaki farkı anlamaya yarar. Kalp kanında değerlerin daha yüksek olması, özellikle yakın organlardan kana madde geçişi veya kalp dokusunda birikim gibi PMR mekanizmalarını düşündürebilir.
Çalışmanın literatürde doldurmaya çalıştığı boşluk çok nettir. Post-mortem yeniden dağılım konusunda uluslararası çalışmalar bulunsa da, Güney Afrika’da bu tasarımla yapılmış ilk çalışma olduğu belirtilmektedir. Ayrıca Cape Town bağlamında sık görülen maddelerden biri olan methaqualone için PMR verisinin sınırlı olduğu vurgulanır. Bu madde, Güney Afrika ve Afrika bağlamında kötüye kullanım açısından önem taşıdığı için, ölüm sonrası davranışının bilinmesi adli toksikoloji yorumlarında ciddi değer taşır.
Araştırmanın örneklemi Cape Town’daki Salt River Mortuary’ye kabul edilen şüpheli doğal olmayan ölüm vakalarından oluşur. Beş aylık dönemde, Şubat-Haziran 2023 arasında toplanan örnekler kullanılmıştır. İlk aşamada 200 vakadan kabul kanı alınmış, 117 vakada yakınlarından onam elde edilmiş, eksik otopsi örnekleri veya tamamlanmamış otopsiler nedeniyle bazı vakalar dışlanmış ve sonuçta 109 vaka analiz edilmiştir. Bu 109 vakanın 107’sinde üçlü örnek seti yani F1, F2 ve C birlikte bulunmuştur; iki vakada yalnızca F1 ve F2 mevcuttur.
Çalışmaya dahil edilme ölçütleri özellikle önemlidir. Araştırmaya 18 yaş altı kişiler dahil edilmemiştir. Belirgin çürüme bulguları olan vakalar, ölüm tarihinin makul kesinlikle bilinmediği vakalar, yeterli kan örneği alınamayan ağır kan kaybı, yanık veya geniş travma vakaları, terminal resüsitasyon girişimleri bulunanlar ve ölüm öncesi uzun süre hastanede yatmış kişiler dışlanmıştır. Bu dışlama ölçütleri, sonuçların daha kontrollü yorumlanabilmesi için gereklidir. Çünkü çürüme, sıvı verilmesi, hastane tedavisi, ağır travma veya belirsiz ölüm zamanı, kan ilaç konsantrasyonlarını ciddi biçimde etkileyebilir.
Örnekleme süreci üç ana kan örneği üzerine kurulmuştur. F1, morga kabul sırasında perkütan femoral ven ponksiyonu ile alınan kabul femoral kanıdır. F2, otopsi sırasında femoral damarlardan kesit yöntemiyle alınan otopsi femoral kanıdır. C, otopsi sırasında sağ atriyum veya ventrikülden alınan kalp kanıdır. Her örnek 3-4 mL civarında alınmış, sodyum florür/potasyum oksalat içeren gri kapaklı tüplerde saklanmıştır. Örnekler kısa süre +4°C’de, işlem sonrası ise -20°C’de muhafaza edilmiştir.
Analitik açıdan çalışma, hedefli kantitatif bir toksikoloji paneli kullanır. Örnekler UPLC-MS/MS yani ultra performanslı sıvı kromatografisi-tandem kütle spektrometrisi yöntemiyle analiz edilmiştir. Bu yöntem adli toksikolojide düşük konsantrasyonlu maddeleri seçici ve duyarlı biçimde ölçmek için kullanılan güçlü bir laboratuvar tekniğidir. Çalışmada 29 yaygın kötüye kullanılan madde veya ilaç hedeflenmiştir. Kullanılan yöntem daha önce Academy Standards Board ve South African National Accreditation System önerileri doğrultusunda doğrulanmıştır.
İstatistiksel analizde SPSS v28 kullanılmıştır. Kategorik değişkenler frekanslarla raporlanmış, normal dağılım Shapiro-Wilk testiyle değerlendirilmiştir. Cinsiyetler arası yaş farkı Student t-testiyle karşılaştırılmıştır. İlaç konsantrasyonları normal dağılmadığı için örnek türleri arasındaki farklar Friedman testiyle incelenmiş, anlamlılık bulunan durumlarda Wilcoxon işaretli sıra testi ve Bonferroni düzeltmesi kullanılmıştır. Oranlar ile post-mortem interval yani ölüm ile otopsi arasındaki süre arasındaki ilişki Spearman sıra korelasyonuyla değerlendirilmiştir. Anlamlılık düzeyi α = 0.05 olarak belirlenmiştir.
Çalışmanın sonuçları, ölüm sonrası toksikoloji yorumunun neden basit bir “yüksek çıktı / düşük çıktı” meselesi olmadığını açıkça gösterir. Analiz edilen 109 vakanın 61’inde en az bir hedef madde tespit edilmiştir. En sık tespit edilen maddeler methaqualone ve metamfetamin olmuştur; her biri 33 vakada saptanmıştır. Amfetamin 30 vakada, THC-COOH 20 vakada, asetaminofen ise 13 vakada tespit edilmiştir. Pozitif vakalarda ortalama yaş 33’tür ve cinsiyetler arasında anlamlı yaş farkı bulunmamıştır.
Ortalama post-mortem interval, yani ölüm bildirimi ile otopsi arasındaki süre 81.1 saat olarak hesaplanmıştır. Standart sapma ±44 saat olduğu için vakalar arasında zaman bakımından ciddi değişkenlik vardır. Kabul ile otopsi femoral örnek alma arasındaki ortalama süre 76.8 saat, kalp kanı örneği için ise 79.7 saattir. Bu uzun ve değişken zaman aralığı, ölüm sonrası yeniden dağılım araştırmaları açısından hem gerçek hayat koşullarını temsil eder hem de yorumu zorlaştırır.
En önemli bulgulardan biri, metamfetamin için tüm örnek türleri arasında anlamlı fark bulunmasıdır. Metamfetamin konsantrasyonu kabul femoral kanında ortalama 0.36 mg/L, otopsi femoral kanında 0.51 mg/L, kalp kanında ise 1.08 mg/L olarak raporlanmıştır. p değeri <0.001 olduğu için bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Bu sonuç, özellikle Cape Town’da sık kötüye kullanılan bir madde olan metamfetamin için ölüm sonrası örnekleme yerinin toksikolojik yorumu ciddi biçimde etkileyebileceğini gösterir.
Amfetamin için de belirgin bir örnek yeri etkisi görülmüştür. Kabul femoral kanında ortalama 0.05 mg/L, otopsi femoral kanında 0.07 mg/L, kalp kanında ise 0.17 mg/L ölçülmüştür. Anlamlı farklar özellikle femoral örnekler ile kalp kanı arasında bulunmuştur. Bu durum, yalnızca kalp kanı analiz edilirse madde düzeyinin olduğundan daha yüksek yorumlanabileceği riskini ortaya koyar.
THC-COOH, yani esrar metaboliti olan 11-nor-9-carboxy-Δ⁹-tetrahydrocannabinol için kabul femoral kanı ile kalp kanı arasında anlamlı fark bulunmuştur. Araştırmacılar, literatürde THC ve metabolitlerinin ölüm sonrası yorumunun karmaşık olduğunu; özellikle THC-COOH’un merkezî kana doğru yeniden dağılabileceğini belirten çalışmalarla kendi bulgularının uyumlu olduğunu ifade eder.
Buna karşılık methaqualone için anlamlı konsantrasyon farkı bulunmamıştır. Kabul femoral kanında ortalama 1.08 mg/L, otopsi femoral kanında 1.06 mg/L ve kalp kanında 1.23 mg/L ölçülmüştür; p değeri 0.131’dir. Bu, istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı anlamına gelir. Araştırmacılar, methaqualone’un sindirim sisteminden hızla emildiğini, yağ ve beyin dokusunda yoğunlaşabildiğini ve günler içinde salınabileceğini belirterek teorik olarak yeniden dağılıma yatkın olabileceğini; ancak bu veri setinde anlamlı PMR gözlenmediğini vurgular. Çalışmanın önemli özgün katkılarından biri de methaqualone’un PMR davranışı hakkında ilk verilerden birini sunmasıdır.
Çalışmada yer alan ikinci görsel, farklı maddeler için F2/F1 ve C/F2 oranlarını karşılaştıran bir sütun grafiği sunar. Grafikte asetaminofen, amfetamin, diazepam, diphenhydramine, metamfetamin, methaqualone ve THC-COOH için ortalama oranlar gösterilir. Bu grafik, kalp kanı/femoral kan oranlarının birçok maddede 1’in üzerinde olduğunu ve özellikle amfetamin ile metamfetamin için kalp kanı değerlerinin femoral kana göre daha yüksek olabileceğini görsel olarak destekler. Hata çubuklarının +1 standart sapmayı göstermesi, örnekler arasında bireysel değişkenliğin önemli olduğunu da ortaya koyar.
Çalışmanın önemli uyarılarından biri şudur: Kalp kanı tek başına analiz edilirse bazı maddelerde aşırı yorumlama yapılabilir. Özellikle amfetamin ve metamfetamin için kalp kanı düzeyleri femoral kana göre anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. Ancak ters yönden de dikkatli olunmalıdır; sadece femoral kanın da tamamen sorunsuz olduğu söylenemez. Literatürde bazı maddelerde post-mortem femoral kan düzeylerinin ante-mortem düzeylerden artmış olabileceği bildirilmiştir. Bu nedenle araştırmacılar, mümkün olduğunda kabul femoral kanı, otopsi femoral kanı ve kalp kanının birlikte değerlendirilmesini önerir.
Çalışma ayrıca post-mortem interval ile oranlar arasındaki ilişkiyi de incelemiştir. C/F2 oranları ile post-mortem interval arasında anlamlı korelasyon gözlenmemiştir. F2/F1 amfetamin oranı ile zaman arasında orta düzeyde korelasyon bulunmuştur. Bu, zaman faktörünün bazı maddeler için etkili olabileceğini; ancak tüm maddeler ve tüm oranlar için tek başına açıklayıcı olmadığını gösterir. PMR, yalnızca “otopsiye kadar ne kadar zaman geçti?” sorusuyla açıklanamaz. Madde özellikleri, doku dağılımı, ölüm şekli, vücut pozisyonu, depolama koşulları, çürüme, örnekleme yöntemi ve bireysel biyolojik farklılıklar birlikte rol oynar.
Bu çalışmanın gündelik yaşama bakan yönü, adli raporların nasıl anlaşılması gerektiğiyle ilgilidir. Bir toksikoloji raporunda “kanda metamfetamin bulundu” veya “kalp kanında şu kadar madde ölçüldü” ifadesi, tek başına ölüm nedenini açıklamak için yeterli değildir. Ölüm nedeni belirlenirken maddenin düzeyi, örnek türü, ölüm koşulları, kişinin tıbbi geçmişi, başka maddelerin varlığı, yaralanma bulguları, otopsi bulguları ve olay yeri bilgisi birlikte değerlendirilmelidir. Çalışma bu nedenle toksikoloji sonucunun bir sayıdan ibaret olmadığını, bağlam gerektiren bir adli yorum olduğunu gösterir.
Geçmiş açısından bu çalışma, adli toksikolojide uzun süredir bilinen PMR problemini Güney Afrika bağlamına taşır. Bugün açısından önemi, Cape Town gibi yüksek vaka yüküne sahip bir adli patoloji sisteminde gerçek hayat koşullarında veri üretmesidir. Gelecek açısından ise çalışma, daha büyük örneklemli, daha geniş madde panelli, idrar, safra ve vitreus humour gibi ek örnek türlerini de içeren araştırmalara ihtiyaç olduğunu gösterir.
Çalışmanın güçlü yönlerinden biri, aynı vakalardan üç farklı örnek türünü karşılaştırmasıdır. Bu, yalnızca tek otopsi örneğine dayanan çalışmalara göre daha zengin bir yorum sağlar. Ayrıca analizlerin aynı laboratuvar altyapısı ve aynı hedefli panel üzerinden yapılması, karşılaştırmalı konsantrasyon farklarını daha anlamlı hâle getirir. Güney Afrika’da bu alandaki ilk çalışma olması ve methaqualone için literatürde eksik olan PMR verisine katkı sunması da güçlü yönler arasındadır.
Bununla birlikte sınırlılıklar da önemlidir. Örneklem küçüktür ve 29 maddeyle sınırlıdır. Çalışma yoğun bir morg ortamında yürütüldüğü için iletişim, örnekleme zamanı ve işlem akışı açısından değişkenlikler oluşmuştur. Ölüm bildirimi zamanı her zaman gerçek ölüm zamanıyla aynı olmayabilir. Morg nakil gecikmeleri post-mortem interval hesaplarını etkileyebilir. Çürüme, vücut kitle indeksi, travma tipi, resüsitasyon etkileri, hematokrit değişimleri, protein bağlanması, pH değişiklikleri ve bazı örnekleme kayıtlarındaki belirsizlikler ayrıntılı olarak analiz edilmemiştir. Bu yüzden sonuçlar kesin evrensel kurallar olarak değil, pilot çalışma verileri olarak değerlendirilmelidir.
Çalışmanın söylediği şey açıktır: Ölüm sonrası toksikolojik sonuçlar, özellikle metamfetamin, amfetamin ve THC-COOH gibi maddeler için örnekleme yerine ve zamana bağlı olarak değişebilir. Methaqualone bu veri setinde minimal yeniden dağılım göstermiştir. Çalışmanın söylemediği şey de aynı derecede önemlidir: Her yüksek kalp kanı düzeyi kesin ölüm nedeni değildir; her C/P oranı yüksekliği tek başına zehirlenme kanıtı değildir; methaqualone için bulunan minimal PMR sonucu da daha büyük araştırmalarla doğrulanmadan kesin genel kural kabul edilmemelidir.
Çalışmanın Yöntemi ve Bulguları
Çalışma, Cape Town’daki Salt River Mortuary’ye kabul edilen şüpheli doğal olmayan ölüm vakalarında yürütülmüş bir pilot adli toksikoloji araştırmasıdır. Araştırma dönemi Şubat-Haziran 2023’tür. Çalışmanın amacı, ölümden sonra sık kötüye kullanılan bazı ilaç ve maddelerin farklı kan örneklerinde nasıl değiştiğini incelemektir.
Çalışma tasarımı ve örneklem:
- Başlangıçta 200 vakadan morga kabul sırasında femoral kan örneği alınmıştır.
- 117 vakada yakınlardan onam alınmıştır.
- Eksik otopsi örneği veya tamamlanmamış otopsi nedeniyle 6 vaka dışlanmıştır.
- Son analiz 109 vaka üzerinden yapılmıştır.
- 107 vakada F1, F2 ve C olmak üzere tam üçlü örnek seti mevcuttur.
- 61 vakada hedef paneldeki 29 madde/ilaçtan en az biri tespit edilmiştir.
- Ortalama post-mortem interval 81.1 saat, standart sapma ±44 saattir.
Örnek türleri:
| Kod | Örnek Türü | Ne Zaman Alındı? | Çalışmadaki Anlamı |
| F1 | Kabul femoral kanı | Vaka morga kabul edildiğinde | Ölüme daha yakın dönemdeki periferik kan konsantrasyonunu temsil etmeye çalışır. |
| F2 | Otopsi femoral kanı | Otopsi sırasında | Otopsi anındaki periferik kan konsantrasyonunu gösterir. |
| C | Otopsi kalp kanı | Otopsi sırasında | Merkezî kan konsantrasyonunu gösterir; PMR’den daha fazla etkilenebilir. |
Kullanılan temel oranlar:
\[ C/P = \frac{\text{kalp kanındaki ilaç konsantrasyonu}}{\text{periferik veya femoral kandaki ilaç konsantrasyonu}} \]
C kalp kanını, P periferik/femoral kanı ifade eder. C/P oranı 1’den büyük olduğunda, kalp kanındaki konsantrasyon periferik kana göre daha yüksektir. Bu durum bazı maddeler için post-mortem yeniden dağılıma yatkınlık göstergesi olabilir; ancak tek başına kesin yorum yapılmamalıdır.
\[ F2/F1 = \frac{\text{otopsi femoral kan konsantrasyonu}}{\text{kabul femoral kan konsantrasyonu}} \]
Bu oran, aynı periferik bölgeden farklı zamanlarda alınan örneklerde konsantrasyonun değişip değişmediğini gösterir.
\[ C/F2 = \frac{\text{otopsi kalp kanı konsantrasyonu}}{\text{otopsi femoral kan konsantrasyonu}} \]
Bu oran, otopsi sırasında merkezî kan ile periferik kan arasındaki farkı gösterir.
Laboratuvar yöntemi:
- Analizler Western Cape Government Department of Health and Wellness Forensic Toxicology Unit laboratuvarında yapılmıştır.
- Hedefli kantitatif analiz için UPLC-MS/MS sistemi kullanılmıştır.
- Analit paneli 29 yaygın kötüye kullanılan ilaç/maddeyi kapsamıştır.
- Kan örnekleri Ostro™ Pass-Through Sample Preparation plakalarıyla hazırlanmıştır.
- Analitik yöntem, ilgili adli toksikoloji standartlarına göre daha önce doğrulanmıştır.
İstatistiksel yöntem:
- Normal dağılım Shapiro-Wilk testiyle değerlendirilmiştir.
- Yaş karşılaştırmaları için Student t-testi kullanılmıştır.
- İlaç konsantrasyonları normal dağılmadığı için Friedman testi uygulanmıştır.
- İkili karşılaştırmalarda Wilcoxon işaretli sıra testi ve Bonferroni düzeltmesi kullanılmıştır.
- PMI ile oranlar arasındaki ilişki Spearman sıra korelasyonuyla incelenmiştir.
- Anlamlılık düzeyi α = 0.05 olarak belirlenmiştir.
Başlıca bulgular:
| Madde | Pozitif Vaka Sayısı | F1 Ortalama Konsantrasyon | F2 Ortalama Konsantrasyon | C Ortalama Konsantrasyon | İstatistiksel Sonuç |
| Asetaminofen | 13 | 7.3 mg/L | 5.95 mg/L | 8.43 mg/L | Anlamlı fark yok; p=0.07 |
| Amfetamin | 30 | 0.05 mg/L | 0.07 mg/L | 0.17 mg/L | F1-C ve F2-C arasında anlamlı fark; p<0.001 |
| Diazepam | 6 | 0.07 mg/L | 0.05 mg/L | 0.06 mg/L | Anlamlı fark yok; p=0.223 |
| Diphenhydramine | 11 | 0.10 mg/L | 0.09 mg/L | 0.15 mg/L | Anlamlı fark yok; p=0.097 |
| Metamfetamin | 33 | 0.36 mg/L | 0.51 mg/L | 1.08 mg/L | Tüm örnek türleri arasında anlamlı fark; p<0.001 |
| Methaqualone | 33 | 1.08 mg/L | 1.06 mg/L | 1.23 mg/L | Anlamlı fark yok; p=0.131 |
| THC-COOH | 20 | 0.05 mg/L | 0.04 mg/L | 0.04 mg/L | F1-C arasında anlamlı fark; p=0.017 |
Oran bulguları:
| Madde | F2/F1 Ortalama Oranı | C/F2 Ortalama Oranı | Yorum |
| Asetaminofen | 1.55 | 1.31 | Kalp kanı/femoral kan oranı 1’in üzerindedir; ancak fark istatistiksel olarak anlamlı değildir. |
| Amfetamin | 1.71 | 2.61 | Kalp kanında belirgin yüksek konsantrasyon eğilimi vardır; PMR yorumu açısından dikkat gerektirir. |
| Diphenhydramine | 1.63 | 1.59 | Oranlar 1’in üzerindedir; ancak anlamlı fark bulunmamıştır. |
| Metamfetamin | 1.81 | 2.28 | Çalışmanın en güçlü PMR bulgularından biridir; tüm örnekler arasında anlamlı fark vardır. |
| Methaqualone | 0.99 | 1.21 | Bu veri setinde minimal PMR göstermiştir; ancak daha büyük çalışmalarla doğrulanmalıdır. |
| THC-COOH | 0.84 | 1.33 | Merkezî kana doğru yeniden dağılım eğilimi literatürle uyumludur. |
Çalışmanın önerileri:
- Otopsi toksikolojisinde mümkün olduğunda yalnızca kalp kanına bağlı kalınmamalıdır.
- Femoral kan örnekleri, özellikle periferik örnek olarak önemsenmelidir.
- Metamfetamin toksisitesinden şüphelenilen vakalarda kabul örneği alınması faydalı olabilir.
- PMI mümkün olduğunca azaltılmalıdır; fakat PMI tek başına tüm değişimleri açıklamaz.
- Standart örnekleme ve saklama prosedürleri geliştirilmelidir.
- Gelecekte vitreus humour, idrar, safra gibi ek örnek türleriyle daha geniş araştırmalar yapılmalıdır.
- Province-wide yani il çapında örnekleme protokolleri ve adli görevlilere eğitim verilmesi önerilmektedir.
Çalışmanın ana sonucu: Bu araştırma, Güney Afrika’da PMR üzerine yapılan ilk çalışma olarak, özellikle metamfetaminin ölüm sonrası örnek türlerine göre anlamlı değişim gösterebildiğini, methaqualone’un ise bu küçük veri setinde minimal yeniden dağılım gösterdiğini ortaya koymuştur. Bulgular, adli toksikoloji sonuçlarının ölüm nedeni yorumunda tek başına değil, örnek yeri, örnek zamanı, ölüm bağlamı ve diğer otopsi bulgularıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini desteklemektedir.
Kaynak ve Yöntem Notu
Bu makale, Liza Clegg, Marie Belle Kathrina Mendoza Hlela, Gavin Martin Kirk ve Bronwen Beth Davies tarafından hazırlanan “Investigating post-mortem redistribution of drugs in a cohort of suspected unnatural deaths in Cape Town, South Africa” başlıklı çalışmaya dayanarak hazırlanmıştır.
Çalışma SSRN üzerinde erişilebilir olan bir preprint araştırma makalesidir. Metinde açıkça “This preprint research paper has not been peer reviewed” ifadesi yer aldığı için çalışma hakem değerlendirmesinden geçmemiştir. Bu nedenle bulgular, hakemli dergi yayınıyla kesinleşmiş sonuçlar gibi değil, adli toksikoloji alanına katkı sunan ön araştırma verileri olarak okunmalıdır.
Araştırma deneysel bir laboratuvar toksikoloji analizi içermektedir; ancak klinik müdahale çalışması değildir. Veriler, Cape Town’daki Salt River Mortuary’ye kabul edilen şüpheli doğal olmayan ölüm vakalarından alınan kan örneklerine dayanmaktadır. Çalışmada üç farklı örnek türü karşılaştırılmıştır: morga kabul sırasında alınan femoral kan, otopsi sırasında alınan femoral kan ve otopsi sırasında alınan kalp kanı.
İçerik hazırlanırken çalışmada sunulan yöntem, örneklem, istatistiksel analiz, şekil, tablo, sayısal değerler, sınırlılıklar ve sonuçlar korunmuştur. PDF’de olmayan klinik, hukuki veya toksikolojik kesinlik iddiaları eklenmemiştir. Özellikle “ölüm nedeni kesin olarak şu maddeye bağlıdır” gibi bir yorum yapılmamıştır; çünkü çalışma da toksikolojik sonuçların vaka bağlamı, otopsi bulguları, örnekleme yeri ve post-mortem değişimlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Çalışmanın yazar beyanında, metnin okunabilirliği ve dil açıklığını geliştirmek için Grammarly ve ChatGPT’den yararlanıldığı, ancak yazarların içeriği gözden geçirip düzenlediği ve son sürümün sorumluluğunu üstlendiği belirtilmektedir. Bu bilgi, çalışmanın bilimsel içeriğini doğrudan geçersiz kılmaz; ancak kaynak şeffaflığı açısından not edilmelidir.
Bu çalışmanın bulguları özellikle metamfetamin, amfetamin, THC-COOH ve methaqualone gibi maddeler için post-mortem toksikoloji yorumunda dikkatli olunması gerektiğini göstermektedir. Ancak örneklem küçük olduğu, analiz 29 maddeyle sınırlı kaldığı ve bazı potansiyel karıştırıcı değişkenler ayrıntılı incelenmediği için sonuçların daha büyük ve hakemli çalışmalarla desteklenmesi gerekir.

Bir yorum bırakın
E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir