
Diziye Başlarken
Finansal piyasalarda kazanmak da vardır, kaybetmek de.
Bir tarafın doğru, diğer tarafın yanlış karar vermesi; farklı beklentilerin, risklerin ve zaman tercihlerinin karşılaşması piyasanın doğasında bulunur. Hiç kimse her işlemi kazanamaz. Hiçbir yöntem geleceği kusursuz biçimde bilemez. Zarar etmek tek başına bir adaletsizliğin, manipülasyonun veya gizli müdahalenin kanıtı değildir.
Fakat bu makale dizisi, basitçe kimin kazandığını ve kimin kaybettiğini tartışmak için hazırlanmadı.
Peşine düştüğümüz soru daha zor:
Piyasa ne zaman insanların birbirleriyle rekabet ettiği bir alan olmaktan çıkıp, insanların davranışlarını, teminatlarını, korkularını, işlem alışkanlıklarını ve zorunlu kararlarını işleyen otomatik bir sisteme dönüşmeye başladı?
Bu soruya birkaç kötü işlemden sonra ulaşmadık.
Onlarca işlem sistemi geliştirdik. Birbirinden farklı bot mimarileri kurduk. Binlerce metriği değerlendirdik. On binlerce satır kod yazdık. Teknik göstergelerden emir defteri analizlerine, istatistiksel yöntemlerden makine öğrenmesine, optimizasyon modellerinden yapay zekâ destekli karar sistemlerine kadar çok geniş bir alanı denedik.
Her başarısızlıktan sonra sistemi biraz daha geliştirdik.
Yeni veriler ekledik.
Yeni filtreler kurduk.
İşlem zamanlamasını değiştirdik.
Risk yönetimini yeniden tasarladık.
Farklı piyasa rejimlerini ayırmaya çalıştık.
Daha hızlı, daha seçici ve daha karmaşık modeller oluşturduk.
Fakat bir noktadan sonra aynı soruyu kendimize sormak zorunda kaldık:
Ya sorun yalnızca geliştirdiğimiz sistemlerde değilse?
Ya onlarca farklı model, aslında artık geçerli olmayan aynı temel varsayıma dayanıyorsa?
O varsayım şuydu:
Piyasada alıcılarla satıcılar karşılaşır. Herkes elindeki bilgiye, beklentiye ve risk anlayışına göre karar verir. Daha doğru analiz yapan, daha disiplinli davranan ve riskini daha iyi yöneten taraf zaman içinde üstünlük sağlar.
Bu anlatı bütünüyle yanlış değildir.
Ancak günümüzdeki finansal piyasaları açıklamak için tek başına yeterli olmadığı giderek daha açık hâle gelmektedir.
Bugün fiyatların oluşumunda yalnız insanların beklentileri yoktur. Algoritmalar, otomatik piyasa yapıcılar, kaldıraçlı pozisyonlar, teminat çağrıları, stop emirleri, tasfiye motorları, arbitraj sistemleri, yüksek hızlı veri akışları ve yapay zekâ modelleri aynı anda faaliyet göstermektedir.
Bu yapı içinde insan yalnızca fiyatın geleceği hakkında karar veren bir katılımcı değildir.
Aynı zamanda ölçülen, sınıflandırılan ve belirli koşullarda nasıl davranacağı tahmin edilmeye çalışılan bir unsurdur.
Kaldıraçlı pozisyon açan kişi, yalnızca bir yön tahmini yapmaz. Belirli bir fiyat seviyesine ulaşıldığında zorunlu olarak pozisyon kapatabilecek bir emir kaynağına dönüşür.
Long pozisyonun tasfiyesi gelecekteki zorunlu satıştır.
Short pozisyonun tasfiyesi gelecekteki zorunlu alıştır.
Stop emirleri önceden tanımlanmış tepki noktalarıdır.
Panikle kapatılan pozisyonlar acil piyasa emirleridir.
Çok sayıda katılımcı aynı bölgelerde ve benzer kaldıraçlarla işlem yaptığında, fiyatın çevresinde görünmeyen fakat tahmin edilebilir zorunlu emir kümeleri oluşabilir.
Bu nedenle bir insan piyasanın uzun vadeli yönünü doğru tahmin ettiği hâlde yine de kaybedebilir.
Fiyat sonunda beklediği seviyeye ulaşabilir. Ancak önce tam ters yöne giderek onun stopunu çalıştırabilir, teminatını tüketebilir veya pozisyonunu kapatmaya zorlayabilir. Pozisyon kapandıktan sonra fiyat tekrar başlangıçtaki yöne dönebilir.
Böyle bir durumda sorun yalnızca “yanlış tahmin” değildir.
Asıl sorun, fiyatın varış noktasından önce izlediği rotadır.
Modern kaldıraçlı piyasalarda para çoğu zaman yalnızca yön üzerinden değil, fiyatın hangi sırayla hangi tarafı zorunlu işlem yapmaya sürüklediği üzerinden el değiştirmektedir.
Bu deneyimin yalnızca bize ait olmadığını gördük.
Farklı piyasalarda işlem yapan insanlarla konuştuk. Uzun yıllardır grafik inceleyenleri, otomatik sistem geliştirenleri, farklı stratejiler kullananları ve piyasanın eski dönemlerini yaşamış kişileri dinledik.
Yöntemleri farklıydı.
Kimi teknik analiz kullanıyordu.
Kimi temel verileri izliyordu.
Kimi emir akışına odaklanıyordu.
Kimi bot geliştiriyordu.
Kimi düşük frekanslı işlem yapıyordu.
Kimi yalnızca uzun vadeli düşünüyordu.
Ancak birçok kişinin anlattığı rahatsızlık birbirine benziyordu:
Piyasanın yalnız katılımcılar arasındaki doğal rekabeti yansıtmadığı; giderek katılımcıların işlem sıklığından, kaldıraçlarından, stoplarından, korkularından ve zorunlu kararlarından beslenen bir yapıya dönüştüğü düşüncesi.
Bu makale dizisi, bu düşünceyi kanıtlanmış bir hüküm olarak kabul ederek başlamayacak.
Her fiyat hareketini manipülasyon olarak açıklamayacağız.
Bütün piyasaları tek merkezden yöneten görünmez bir gücün varlığını gerçekmiş gibi sunmayacağız.
Belirli bir kişiyi, kurumu, şirketi, bankayı, fonu, borsayı veya platformu hedef göstermeyeceğiz.
İsimler üzerinden polemik üretmeyeceğiz.
Çünkü kanıt olmadan yapılan suçlama, haklı soruların gücünü azaltır.
Ancak “piyasa böyledir” denilerek yaşananların geçiştirilmesini de kabul etmeyeceğiz.
İnsanların büyük bölümünün kaldıraçlı ürünlerde neden zarar ettiğini sorgulayacağız.
Aynı piyasada işlem yapan katılımcıların neden aynı veri, maliyet, hız ve sermaye imkânlarına sahip olmadığını inceleyeceğiz.
Likidasyonların fiyat hareketini nasıl büyütebildiğini anlatacağız.
Bir varlığın gerçek mülkiyetiyle, yalnızca fiyatını izleyen sentetik sözleşme arasındaki farkı göstereceğiz.
Algoritmaların birbirleriyle rekabet etmekten öte, insan ve bot davranışlarını nasıl sınıflandırabildiğini tartışacağız.
Yapay zekânın piyasa bilgisini demokratikleştirirken aynı zamanda stratejileri birbirine benzetme, işlem davranışlarını standartlaştırma ve daha güçlü aktörlerin kapasitesini büyütme ihtimalini değerlendireceğiz.
Kriptoyla sınırlı kalmayacağız.
Vadeli işlemler, opsiyonlar, fark sözleşmeleri, emtia piyasaları, hisse senetleri, borsa endeksleri, döviz ürünleri ve sürekli işlem gören yeni sentetik sözleşmeler de bu dizinin kapsamına girecek.
Geçmişi inceleyeceğiz.
Çünkü bugünkü piyasa mimarisi bir anda ortaya çıkmadı. Vadeli işlemler başlangıçta üreticilerin ve ticaret yapanların fiyat riskini yönetmesi için geliştirildi. Elektronik piyasalar işlem hızını ve erişimi değiştirdi. Algoritmalar karar süresini insan ölçeğinin dışına taşıdı. Kaldıraç ve otomatik tasfiye ise fiyat hareketini katılımcının iradesinden bağımsız biçimde yeni emirler üreten bir mekanizmaya dönüştürdü.
Bugünü inceleyeceğiz.
Çünkü bugün piyasa yalnızca arz ve talebi ölçmüyor. Aynı zamanda teminatı, işlem yoğunluğunu, emir akışını, finansman oranlarını, pozisyon birikimini, tasfiye riskini ve katılımcıların olası tepkilerini de işliyor.
Geleceği tartışacağız.
Çünkü finansal piyasalar giderek insanların bot kullandığı bir yapıdan, yapay zekâ ajanlarının insanlarla ve başka yapay zekâ ajanlarıyla işlem yaptığı bir sisteme doğru ilerliyor.
Bu gelecekte en büyük üstünlüğün yalnızca daha iyi tahmin yapan modele ait olmayacağı açıktır.
Veriye daha erken erişen, daha düşük maliyetle işlem yapan, daha fazla sermayeye sahip olan, farklı piyasalarda aynı anda risk dengeleyebilen ve kendi davranışını gizleyebilen taraflar daha güçlü olacaktır.
Bu dizi boyunca kullanacağımız “avcı” kavramı belirli bir kişi veya kuruluşun adı değildir.
Avcı, birbirinden farklı mekanizmaların birleşmesiyle ortaya çıkan sistemik davranışın adıdır.
Kaldıraç yatırımcının bekleme hakkını sınırlandırdığında,
likidasyon tahmini zorunlu emre dönüştürdüğünde,
işlem maliyetleri her giriş ve çıkışta sermayeyi aşındırdığında,
veri ve hız avantajı yalnız belirli büyüklükteki aktörlerin erişebildiği bir ayrıcalığa dönüştüğünde,
benzer algoritmalar aynı koşullarda aynı tepkiyi verdiğinde
ve piyasa altyapısının geliri katılımcıların daha fazla işlem yapmasına bağlı olduğunda,
tek bir merkez tarafından yönetilmese bile avcı gibi davranan bir yapı oluşabilir.
Bu yapının bilinçli olması gerekmez.
Bir piyasa işletmesi daha fazla işlem hacmi ister. Bir piyasa yapıcı spread kazanmak ister. Bir fon risk ayarlı getirisini artırmak ister. Bir algoritma emir akışının birkaç saniye sonrasını tahmin etmeye çalışır. Bir içerik üreticisi ilgi çekmek ister. Bir kullanıcı hızlı kazanç umar.
Her aktör yalnızca kendi çıkarını takip ederken, ortaya bütün katılımcıların ortaklaşa üretmediği fakat onları etkileyen bir sistem çıkabilir.
Bu nedenle bu dizinin amacı gizli bir düşman icat etmek değildir.
Amaç, görünen fiyat grafiğinin arkasındaki mekanizmaları anlaşılır hâle getirmektir.
Bir mum yükseldiğinde veya düştüğünde ekranda yalnızca sonuç görünür.
O hareketin içinde gönüllü alımlar ve satışlar bulunabilir.
Aynı zamanda stoplar, otomatik tasfiyeler, panik işlemleri, likidite çekilmesi, arbitraj emirleri, piyasa yapıcıların risk azaltması ve milisaniyeler içinde karar veren algoritmalar da bulunabilir.
Grafik sonucu gösterir.
Bu makale dizisi mümkün olduğunca nedeni araştıracaktır.
Bu Dizi Ne Satıyor?
Hiçbir şey.
Bu çalışma tamamen ücretsiz olacaktır.
Herhangi bir yatırım planı, işlem programı, bot paketi, sinyal grubu, abonelik, danışmanlık, eğitim paketi veya kazanç sistemi satılmayacaktır.
İnsanların zararları, korkuları veya umutları ticari bir fırsata dönüştürülmeyecektir.
Çünkü eleştirdiğimiz mekanizmaların yöntemlerini kullanarak o mekanizmalara karşı çıktığımızı söyleyemeyiz.
Bu seri herhangi bir varlığın alınmasını veya satılmasını önermeyecek.
Kazanç vaadi vermeyecek.
“Kesin çalışan yöntem”, “gizli formül” veya “kaybettirmeyen strateji” sunmayacak.
Kendi deneyimlerimizi anlatacağız.
Başka insanların yaşadıklarını, kimliklerini ve özel bilgilerini açığa çıkarmadan değerlendireceğiz.
Tarihsel olayları, doğrulanabilir mekanizmaları ve erişilebilir verileri inceleyeceğiz.
Kanıtlanmış gerçeklerle ihtimalleri birbirinden ayıracağız.
Bilmediğimiz yerde biliyormuş gibi davranmayacağız.
Bu Dizinin Mücadelesi Neye Karşı?
Bu mücadele herhangi bir kişiye, kuruma veya şirkete karşı yürütülen bir kampanya değildir.
Bilgisizliğe karşıdır.
Görünmezliğe karşıdır.
İnsanlara kolay kazanç hayali satılmasına karşıdır.
Gerçek varlıkla kaldıraçlı sözleşmenin aynı şeymiş gibi sunulmasına karşıdır.
Açıkça eşit olmayan koşulların, herkes için eşit bir rekabet alanıymış gibi gösterilmesine karşıdır.
Kanıtsız komplo anlatılarına karşı olduğu kadar, belgelenmiş sorunların küçümsenmesine de karşıdır.
Öfke bu araştırmayı başlatmış olabilir.
Fakat öfke kanıtın yerine geçmeyecektir.
Hırs bizi çalışmaya devam ettirebilir.
Fakat hırs, gerçeği işimize geldiği şekilde değiştirmemize izin vermeyecektir.
Başarısızlıklarımızı gizlemeyeceğiz.
Geliştirdiğimiz sistemlerin neden çalışmadığını da konuşacağız.
Çünkü onlarca modelin aynı duvara çarpması yalnızca başarısızlık değildir. Aynı zamanda yanlış kurulan temel varsayımları gösterebilecek önemli bir bulgudur.
Belki sonunda piyasada kalıcı ve sürdürülebilir bir avantajın son derece sınırlı olduğunu göreceğiz.
Belki belirli koşullarda tekrar eden yapısal zayıflıklar tespit edeceğiz.
Belki bazı eski piyasa bilgilerinin hâlâ geçerli olduğunu, bazılarının ise algoritmik çağda anlamını kaybettiğini göreceğiz.
Sonucun ne olacağını baştan bilmiyoruz.
Zaten bu dizinin değeri de burada başlayacak.
Önceden belirlenmiş bir sonuca kanıt aramayacağız.
Kanıt bizi hangi sonuca götürürse oraya gideceğiz.
Bu nedenle ilk sorumuz fiyatın yarın yükseleceği veya düşeceği olmayacak.
Daha temel bir soruyla başlayacağız:
Piyasa ne zaman yalnızca kararlarımızın sonucunu fiyatlamayı bırakıp, kararlarımızı ve hangi koşullarda ne yapmak zorunda kalacağımızı hesaplamaya başladı?
“Piyasanın İçindeki Avcı” makale dizisi, bu sorunun peşinden gidecek.

Bir yorum bırakın
E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir